Türkiye’yi adım adım AB’den koparan gerçekler! 2017-07-11 12:23:52 ANKARA - Türkiye ile AB arasındaki diplomatik kriz, önce “siyasi denetim” ardından müzakerelerin askıya alınması kararıyla 2005 yılında büyük kutlamalarla başlayan AB rüyasının sonu oldu. Konunu uzmanları, kararlar zincirinin aslında AKP’nin uyguladığı siyasal politikaların sonucu olduğunda hemfikir. Türkiye, AB ile ilişkiler konusunda tam üyelik sürecinden, AB rüyasının bittiği bir eşiğe verildi. Siyasi ve sosyal gelişmeler üzerine Nisan 2017 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye’yi siyasi izleme sürecine alınmasını kararlaştırdı. MÜZAKERELER DONDURULSUN KARARI Türkiye’nin tanımadığı karar üzerine en son 6 Temmuz’da, Avrupa Parlamentosunda, bütün siyasi grupların katılımı ile 477 parlamenter müzakerelerin askıya alınmasını öneren rapor kabul etti. Aynı talep, 24 Kasım 2016 tarihinde iyine AP’de gündeme gelmiş, ancak Türkiye’ye bir şans vermek amacıyla ertelenmişti. BU AŞAMAYA NASIL GELİNDİ 17 Aralık 2004 tarihinde AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasına yönelik karar ve 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelerin başlamasının ardından geçen 12 yılda ne oldu da ilişkiler kopma noktasına geldi? Hükümet yetkililerinin, “tanımıyoruz” dediği kararlar dizisi nasıl gelişti? Türkiye, AB ilişkilerini gözlemleyen tüm uzmanlar, AB kurumlarının aldığı kararlar aslında AKP yönetiminin Türkiye hakkında verdiği kararlar dizisi anlamına geldiğini belirtiyor. Özellikle Kopenhag siyasi kriterlerinin oluşturduğu insan haklarındaki geriye gidişler, AB kurumlarında bu tür kararların alınmasında önemli bir rol oynadı. Alınan her yeni karar aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda itibar kaybetmesine de neden oluyor. Alınan kararlar, aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) başta olmak üzere uluslararası organizasyon ve kurumlarına yön veriyor. TÜRKİYE’Yİ KOPARAN GERÇEKLER Türkiye AB üyelik sürecinin başlaması ve kopuş noktasına gelmesini sağlayan gelişmeler şöyle yaşandı: Türkiye’nin AB günü ilan ederek, kutlamalar yaptığı 3 Ekim 2005 üyelik müzakerelerinin başladığı tarihten önce ve sonrasında kimi uyum yasaları gerçekleştirdi. Ancak, AKP’nin Cumhurbaşkanlığını ele geçirdiği 2007 yılından itibaren AB uyum süreci önce yavaşladı, sonraki yıllarda ise geriye gidiş anlamına gelecek gelişmeler yaşanmaya başladı. Üyelik sürecinin başlaması ile Türkiye AB arasında 33 başlıkta müzakereler başladı. Tüm başlıklarda tarama süreci tamamlandı ve 30 Haziran 2016 tarihine kadar 35 fasıl başlığından 16'sı açıldı, fasıllardan biri geçici olarak kapatıldı. 15 başlıkta ise müzakereler devam ediyor! AB Komisyonun tavsiyesi ile 8 başlıkta ise müzakereler kısmen askıya alındı. Müzakere başlıklarından en kritik olanları 23’üncü fasıl olan Yargı ve Temel Haklar, 24’üncü fasıl olan Adalet, Özgürlük ve Güvenlik başlıkları AB üyelik sürecinde geriye gidişin en önemli sebeplerinin başında geliyor. AB Komisyonun, her iki fasıl için yaptığı değerlendirmelerde kayda değer çaba gerekli olduğunu ve bu konulardaki iyileşmelerin Aralık 2009 tarihinde tamamlanmasını öngörüyordu. Yapılan değerlendirmelerde Türkiye’nin çevre politikasının da ise AB müktesebatıyla tamamen uyumsuz olduğu sonucuna varılmıştı. Ancak, AKP hükümeti, AB’nin siyasi haklar, adalet ve yargı konularında beklediği iyileşmelerin aksine politikalar yürürlüğe koymaya başladı. 2009 yılında başlayan ve 10 binlerce Kürt siyasetçinin tutuklanmasına neden olan KCK operasyonları bu konudaki ilk işaretlerden oldu. Askeri vesayeti sonlandırmaya yönelik yürütülen Balyoz ve Ergenekon gibi davalarda yargıya ilişkin şüpheleri derinleştirdi. Buna rağmen, İmralı’da yürütülen müzakereler sorunların diyalog yoluyla çözülmesi yarattığı beklenti kadar AB üyelik sürecine de olumlu ivme kazandırdı. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesini önceleyen ve Dolmabahçe Mutabakatıyla ortaya konulan maddelerin hayata geçmesi halinde AB üyelik sürecinin beklediği iyileşmelerde sağlanacaktı. Henüz İmralı süreci devam ederken, AKP’nin meclise getirdiği ve sert tartışmalar sonucu AKP oyları ile kabul edilen, “İç Güvenlik Yasası” olarak bilinen yasa tasarısı Mart 2015 tarihinde mecliste kabul edildi. Kopenhag kriterlerinin zorunlu kıldığı hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine aykırı bir şekilde İç Güvenlik Paketi ile polisin doğrudan göstericilere ateş açması gibi çok kritik maddeler yer aldı. 7 Haziran seçimlerinden sonra Kürtlere karşı devreye konulan savaş konsepti, Türkiye’deki geriye gidişi iyice hızlandırdı. Kürt kentleri ağır ve konvansiyonel silahlarla yerle bir edildi, onlarcası kadın ve çocuk yüzlerce sivil insan hayatını kaybetti. AB kurumları bir yana BM raporlarında bile, sivillerin katledilmesine ilişkin önemli raporlar hazırlandı. Haziran 2015 tarihinde AB’ye seyahatte Türkiye vatandaşları için vizelerin kaldırılacağına yönelik beklentiler yaratılırken, AB kurumları bunun için Türkiye’ye “herkesi terörist ilan yasalardaki terör tanımının değiştirilmesini” şart koştu. Ancak Türkiye buna, siyaset yapmak için seçilen milletvekillerinin dokunulmazlıklarını 20 Mayıs 2016 tarihinde kaldırarak cevap verdi. Bunun sonucunda HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu HDP’li vekiller 4 Kasım tarihinden itibaren tutuklanmaya başladı. Şimdi cezaevlerinde siyaset yaptıkları için 9’u HDP’li 10 milletvekili bulunuyor. 15 Temmuz “darbe girişimi”nden sonra ilan edilen OHAL ve çıkarılan KHK ise AB üyelik sürecinde iplerin koptuğu aşama oldu. OHAL sonucu yaklaşık 70 bin insan tutuklandı, 150 bin insan ihraç edildi, onlarca dernek ve kurum kapatıldı, ulusal ve uluslararası sözleşmelerdeki mülkiyet hakkına karşını, insanların mal ve mülküne el konuldu. Hali hazırda yaklaşık 150 gazeteci cezaevinde bulunuyor. İşlerine dönmek için açlık grevi başlatan Nuriye ve Semih tutuklandıkları gibi adeta ölüme mahkum edildi. OHAL koşullarında gerçekleştirilen başkanlık referandum ve sonuçları üzerindeki şaibeler, Türkiye’deki “baskıcı yönetim” anlayışına yönelik düşünceleri de gittikçe pekiştirmeye başladı. Yargı’da yaşanan tarafgirlik, oluştuğu belirtilen “emir komuta zincirine” ilişkin ana muhalefet partisi bile “Adalet Yürüyüşlerine” başladı. AB ile üyelik sürecinde çözülmesi gereken Kıbrıs Müzakerelerinde yine sonuç çıkmadı. Bütün bunlarla birlikte Türkiye kendi iç sorunlarını ağırlaştırırken birde Efrîn’e yönelik saldırı hazırlıkları ile Ortadoğu’daki savaşa gittikçe daha fazla müdahil ve taraf olmaya çalışıyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Avrupa Birliğinden neden kopmaya başladığının da göstergesi oldu. Bu durum sadece AB kurumlarında kararlarla kendisini dışa vurmuyor, aynı zamanda Türkiye yönetimi birçok devlet nezdinde diplomatik kabul görmüyor. Kenan Kırkaya- dihaber