ANKARA - AK Parti’ye yakın çevreler, Erdoğan’ın kampanya dilini değiştirdiğini ve özellikle Kürt seçmeni etkilemek açısından daha “ılımlı bir dil” kullanacağını ifade ediyor. Ancak bugün itibariyle yürütülecek "Evet" kampanyasının dili, “Hayır diyen herkesi döve döve ikna etmek”, “Şiddetle hidayete erdirmek” üzerine kurulduğu bir kez daha gösterildi.
MHP ve AK Parti tarafından hazırlanan “anayasa değişikliği” teklifi referandum süreci başladıktan sonra, nasıl bir kampanya yürütüleceği tartışılıyor. AK Parti’nin yaptığı kamuoyu yoklamaları, "Hayır" cephesinin hem daha geniş, hem söylem ve argüman olarak daha güçlü ve dolayısıyla seçmen tabanında daha önde olduğunu gösteriyor.
'EVET' CEPHESİNİN KARARGAHI BEŞTEPE
"Evet" cephesi açısından kampanya için Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda karargah oluşturuldu. Bu merkeze bağlı çalışan basın enformasyon merkezi, strateji merkezi, argüman ve söylem geliştirme merkezi gibi merkezler çalışıyor. Bu merkeze haftalık olarak kamuoyu yoklamaları sonuçları geliyor. Ayrıca, AK Parti AR-GE ve Örgütlenme Birimi'nden yerellerden gelen eleştiriler, öneriler ve raporlar bu merkeze yansıyor. Bunun üzerine Erdoğan’ın onayı ile son kararlar alınıyor aynı mekanizma içerisinde yeniden dönüşüm sağlanıyor. Birçok yazarın günlük köşe yazıları deyim yerindeyse bu merkezde şekilleniyor.
KÜRT SEÇMEN ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN KAMPANYA
Bu merkez şimdiye kadar yaptığı çalışmalarda, referandumun evet açısından kritik ve sancılı olduğu sonucu üzerinden hareket edildi. MHP cephesinden beklenen destek elde edilemiyor. AK Parti’de kararsızlar var ve topluma yaşatılan mağduriyetlerin bir şekilde sandığa yansıma kaygısı ve şüphesi hakim. Bu merkez Kürt seçmenin referandum kaderini belirleyecek kesim olduğu sonucuna son dönemlerde daha açık bir şekilde ikna olmuş durumda. Burada yürütülen tartışmalarda, şiddete dayalı “Kürt politikasından” vazgeçmenin gelinen aşamada Saray ve Erdoğan açısından mümkün olmadığı görüşü hakim. Ayrıca, bu politikanın 7 Haziran sonrası 1 Kasım seçimlerinde AK Parti’ye yeniden iktidar yolunu, Erdoğan’a da Saray’da kalma garantisi getirdiği tespitleri üzerinden hareket ediliyor.
ŞİDDETLE HİDAYETE ERDİRMEK
Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Sarayında şekillenen kampanya detaylarında Kürtlere karşı iki ayrı yaklaşım benimsendi. Birincisi AK Parti’nin yaptıklarına yönelik eleştirel yaklaşan, muhalefet eden Kürtlere yönelik şiddet, HÜDA PAR dahil olmak üzere AK Parti ile birlikte hareket eden ve bu konuda “hidayete” erdiğine inanılan Kürtlere ise devlet imkanlarından yararlandırma yolu benimsendi. Hatta bu iki yöntemi iç içe geçirerek, Kürtleri “şiddetle hidayete erdirmenin başat yöntem olarak devreye konulması istendi.
İKİ KOLDAN ŞİDDET TIRMANDIRILDI
Bunun için zaten bölgede var olan şiddet politikası referandum ile birlikte boyutlandırıldı. 7 Haziran seçimlerinden sonra, Kürt illerine yönelik, “hendekler bahane” edilerek yürütülen operasyonlar ve saldırılar, bu hafta Xerabê Bava köyüne yönelik başlatıldı. Aynı hafta içerisinde kısa süre önce serbest bırakılan HDP Milletvekili İdris Baluken ve Ferhat Encu yeniden tutuklandı. HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’ın vekilliği düşürüldü ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a hapis cezası verildi. Verilen ceza 5 yılın altında olduğu için muhtemelen kısa sürede İstinaf Mahkemesi tarafından onaylanarak yürürlüğe konulacak ve Demirtaş’ın vekilliği de referandum öncesi düşürülecek. Ancak bütün bunlara rağmen ne Meclis'teki 59 milletvekili ne de bölgede her türlü şiddetle terbiye edilmeye çalışılan HDP, AK Parti açısından hidayete ermiş durumda.
SÖYLEM DE PRATİK DE DEĞİŞTİ
İşte Erdoğan’ın Malatya, Antep, Adıyaman’da yaptığı konuşmalar netleşen bu stratejinin ipuçlarını taşıyor. Söylemde HDP tabanına “Kardeşlerim" diyerek ılımlı bir dil ile oy istemek, pratikte de ikna olmayan HDP’lileri son bir haftalık örnek üzerinden “şiddetle hidayete erdirmek” yöntemini gösteriyor. Bunun için bölgede ve batıda iki farklı söylem tutturulmuş durumda. Bölgede AK Partililer Barzani’ye yakın kimi yayın organları üzerinden “Çözüm süreci yeniden başlayacak” argümanlarını taşırırken, HDP’lilerin “serbest bırakılıp” tutuklanmalarını da “devletin içinde temizlenmeyen” unsurlara dayandırıyorlar. “Biz bıraktık onlar yeniden tutukladılar” iddiasını ileri sürüyor. Batıda ise, Kürt siyasetine göz açtırılmadığı üzerinden özellikle MHP tabanı ikna edilmeye çalışılıyor.
Kenan Kırkaya - dihaber