Seçim öncesi kriz seçim sonrası özür!

ANKARA - Referandum öncesi Almanya ve Hollanda ile tırmandırılan gerilim, 2009 Davos krizini hatırlatıyor. 29 Mart yerel seçimleri öncesi başlatılan ve 2011 seçimlerine kadar sürdürülen Davos krizi, seçimlerden sonra Türkiye’nin taleplerinden vazgeçmesi ve hatta Mavi Marmara mağdurlarını hayal kırıklığına uğratmasıyla son buldu.

2002 yılında iktidar koltuğuna demokratikleşme taahhüdüyle oturan AK Parti, demokratikleşmenin aksine yol almasıyla azalan toplumsal desteği içeride ve dışarıda yarattığı krizlerle diri tutmaya çalıştı.

HER SEÇİM ÖNCESİ BİR KRİZ

2007 yılında Cumhurbaşkanlığı krizi, 2009 yerel seçimleri öncesinde başlayan ve 2011 genel seçimlerine kadar sürdürülen İsrail ile yaşanan “Davos krizi”, 2014 seçimleri öncesinde Rusya ile uçak krizi yaşayan Türkiye, şimdi de referandum öncesi Avrupa ile miting krizlerini derinleştiriyor. Üstelik Türkiye şimdiye kadar yaşadığı bütün krizlerden dolayı, seçimler sona erdikten sonra geri adım atarak ilişkileri onarma yoluna gitti.

2009 VE 2011 SEÇİMLERİ ÖNCESİ DAVOS KRİZİ

Türkiye’nin seçimler öncesinde özellikle uluslararası alanda yarattığı krizlerin başında İsrail ile 2009 yılında yaşanan “Van minüt ya da Davos krizi” oldu. 29 Ocak 2009 yılında gerçekleştirilen Davos Ekonomi Zirvesi'nde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez ile yaşadığı diyalog krizin başlangıcı oldu. Erdoğan’ın İsrail’in Filistinli çocukları öldürmesini gündeme getirerek, “Daha da Davos’a gelmem” diyerek paneli terk etmesiyle Erdoğan, Türkiye’de ‘Davos Fatihi’ olarak ilan edilmeye başladı. Hatta Erdoğan lehine kimi Arap ülkelerinde bile gösteriler yapıldı. Çünkü Erdoğan, İsrail’e sert çıkmasının yanı sıra, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi için Gazze ablukasının kalkmasını şart koşuyordu.

MAVİ MARMA’DA UNUTULDU

Düşük koltuk tartışmaları ile derinleştirilen kriz sonrasında AK Parti’nin de destek verdiği organizasyonla Mavi Marmara isimli gemi ile bir grup aktivist Gazze Ablukasını delmek için Türkiye üzerinden Akdeniz’e gönderildi. Gemi’ye müdahale eden İsrail, 8’i Türk 9 aktivisti öldürdü. Dönemin Başbakanı Erdoğan müdahaleyi “devlet terörizmi” olarak adlandırdı. Türkiye elçisini İsrail’den bir açıklama talep etmek için geri çekti. İsrail’den beklenen açıklama gelmeyince cevap olarak İsrail Büyükelçisi sınır dışı edildi. Erdoğan krizi 2011 seçimleri öncesinde de derinleştirerek, Kasım 2010’da Lübnan ziyareti sırasında İsrail’i kast ederek “Biz katile katil deriz” açıklaması yaptı.

SEÇİM ÖNCESİ KRİZ YORUMLARI

Bütün bu dönemlerde Türkiye ile İsrail arasındaki ekonomik ve askeri işbirlikleri devam etti. Kriz 2009 ve 2011 seçimlerinden sonra normalleşme yoluna girdi. 2013 yılında İsrail Başbakanı Netanyahu ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi krizin çözülmesi için önemli bir başlangıç oldu. Yıllarca Mavi Marmara olayını kullanan Erdoğan daha sonra mağdurlara yönelik “bana mı sordunuz” bulundu. Türkiye’nin beklediği resmi özür dilenmediği gibi Gazze’ye yönelik ambargoda kaldırılmadı. Ancak buna rağmen Türkiye İsrail aleyhine açılan davayı düşürdü ve ilişkiler yeniden eski seyrine döndü.

O dönem yaşanan kriz dünya basınında da geniş yer buldu. CNN International, "Erdoğan'ın gerçekten kendini mi kaybettiği yoksa seçimler öncesi iç desteğini artırmak için mi yaptığı net değil” sözleriyle krizi yorumladı.

KÜRT HAREKETİ KRİZİN BAŞARIYA DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEDİ

Çünkü “Van minüt” krizi, 29 Mart 2009 seçimleri öncesinde yaşanmış ve 2011 seçimlerine kadar devam etmişti. Kriz AK Parti’nin kendi kitlesini konsolide etme işine yarasa da seçimlerde istediği sonucu vermedi. Davos krizine rağmen 2009 seçimlerinde AKP’nin yerel seçimlerindeki oy oranı yüzde 39’a düştü. Bu aynı zamanda Kürt siyasi hareketinin yereldeki başarısından kaynaklanıyordu. 2009 seçimlerine Demokratik Toplum Partisi (DTP) adına seçimlere giren Kürt siyasi hareketi, 2004 yılında bağımsız adaylarla yüzde 1 oy oranı ile 58 belediye kazanmıştı. Ancak DTP 2009 seçimlerinde oy oranını yüzde 5’e kazandığı belediye sayısını ikiye katlayarak 98’e çıkardı. AK Partili Cemil Çiçek’in “Ermenistan sınırına dayandılar” sözleriyle dile getirdiği bu başarı sonrasında Kürt siyasetine yönelik seçimlerden hemen sonra cemaatle ortak 14 Nisan tarihinde KCK operasyonları yapıldı ve yıllar içerisine yayılan operasyonlarla birlikte binlerce Kürt siyasetçi ve aktivisti tutuklandı.

RUSYA KRİZİ 7 HAZİRAN BAŞARISIZLIĞINDAN SONRA ÇIKTI

7 Haziran’da istediği sonucu alamayan ve tekrarlattığı 1 Kasım seçimleri öncesinde de AK Parti hükümeti içerideki savaş krizini derinleştirdi. Kürt illerine yönelik ablukalar sokağa çıkma yasakları seçim öncesi derinleştirilen savaş halini yansıtırken, HDP’nin yükselişi de engellenmeye çalışıldı. 20 Temmuz 2015 tarihinde başlatılan savaş süreci 7 Haziran’dan sonra derinleştirilirken, dışarıda seçimlerden hemen sonra Rusya ile uçak krizi yaşandı.

24 Kasım 2015 tarihinde Suriye’de Rus uçağını düşürdükten sonra Türkiye-Rusya arasında gelişen yaşanan kriz, Türkiye’nin önce özür dilemesi ve ardında da ilişkileri normalleştirmek adına verdiği tavizler ön plana çıktı. Türkiye önce Rusya’nın himaye ettiği Suriye rejimine ilişkin eski söylemlerini terk etti ve “Katil Esed, Esed gitmeden asla çözüm mümkün değil” söylemlerini, “Esadlı çözüm arayışlarına” evriltti. Türkiye bu konuda kendince tavizler verirken, karşı tarafı da Kürtlere karşı tutum almaya zorladı. Türkiye ilk adımı, krizden 7 ay sonra 27 Haziran 2016 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’e yazdığı mektupta özür dilemesiyle attı.

PUTİN ENERJİ ANLAŞMALARINDA İSTEDİĞİNİ ALDI

1 Temmuz’da Türkiye ve Rusya arasında yapılan ilk doğrudan temasta Türkiye tavizlerine karşılık, Rojava’nın izole etmesi talebini gündeme getirdi. Çavuşoğlu ve Lavrov’un yaptığı ikili görüşmede, “Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yapılmasını” Türkiye bu konuda atılmış bir adım olarak değerlendirdi. Krizden 8 ay sonra da 9 Ağustos tarihinde Rusya’ya gidip Putin ile görüşen Erdoğan, Rojava ve Suriye’nin ayrıca ele alındığı ikinci bir toplantı organize edilmesini sağladı. 10 Ekim’de Dünya Enerji Kongresi için Türkiye’ye gelen Putin nükleer enerji dahil olmak üzere Türkiye’nin taviz verdiği bir dizi anlaşma imzaladı.

RUSYA’NIN BOMBARDIMANIN ÜSTÜ ÖRTÜLDÜ

Ancak 19 Aralık 2016 tarihinde Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov suikasti, Rusya’nın Türkiye’ye yönelik şüphelerini derinleştirdi. Ancak Türkiye, Astana görüşmelerine dahil olarak, Rusya ve İran’ın hazırladığı planları kabul etti. Bu planlar sonucunda Türkiye destek verdiği El Nusra’dan ve Halep iddiasından vazgeçti. Rusya, Türkiye’nin Suriye’ye sınırlı bir bölgede operasyon yapmasına göz yumarken, 9 Şubat 2017 tarihinde Rus uçakları TSK unsurlarını vurdu ve resmi açıklamalara göre 3 asker hayatını kaybetti. Ancak Türkiye bu konuda herhangi bir itirazda bulunamadı.

AB İLE KRİZ REFERANDUM SONRASI ‘ONARILACAK’

Türkiye şimdi de tıpkı Davos krizine benzer bir krizi Avrupa ülkeleriyle yarattı. Tam da referandum arifesinde derinleştirilen bu kriz referandumda “Evet”e ikna edilmeyen kesimlerin ikna edilmesine yönelik bir girişim olarak algılanıyor. Tıpkı diğer krizler gibi referandum sona erdikten sonra Türkiye’nin AB ile ilişkilerini onarma yoluna gideceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Kenan Kırkaya - dihaber