Çözümsüzlük Türkiye’yi karanlığa sürükledi

ANKARA - Hükümetin, Öcalan’ın “Çözüm gelişmezse darbe mekaniği devreye girer” uyarılarına rağmen sonlandırdığı çözüm sürecinin ardından savaşın resmen ilanı olan 24 Temmuz’un üzerinden iki yıl geçti. Bugüne kadar binlerce kişinin yaşamını yitirdiği savaşın faturası Türkiye'ye ağır oldu.

PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın doğrudan rol alarak başlayan ve Türkiye'de ilk kez Kürt sorununun çözümünde sonuç almaya yakın bir noktaya gelen "çözüm süreci"nin rafa kaldırılıp, kapsamlı bir savaşın devreye konulduğu tarih olan 24 Temmuz'un üzerinden iki yıl geçti. Sürecin başladığı 2013 yılından itibaren kamuoyunda büyük bir umut uyandıran ancak sonrasında Kürtlerin demokratik taleplerini bastırma ve Kürt hareketini tasfiye etmeye evirilen bu süreç, daha birinci yılında Kürt tarafının tüm uyarılarına rağmen darbeye girişimine dönüştü. 15 Temmuz darbe girişimi bu anlamıyla başta Kürtler olmak üzere tüm muhaliflerin taleplerini baskıyla bastırma adına bir fırsata dönüştürüldü. OHAL ilanıyla birlikte yıllardır acil bir çözüm bekleyen Kürt sorununun çözümünün de ertelendiği gibi 90'lı yılları da geride bırakan bir çatışma süreci ve Kürtlere karşı kapsamlı bir sindirme politikalarının devreye konulduğu bir sürece evirildi.

Türkiye yakın tarihinin en karanlık dönemi olan bu savaş süreci, Kürt halkına yönelik başlatılmış olsa da, bir bütünen Türkiye toplumuna yönelik darbe girişimine yol açan, ağır hak ihlallerinin tavan yaptığı ve halen de bu durumun sürdüğü bir dönemin de miladı oldu.

ÇÖZÜM MASASI DEVRİLDİ

Türkiye'yi bu karanlık döneme sürükleyen gelişmeler ise ilk olarak İmralı'da kurulan diyalog ve müzakere masasının hükümet tarafından "Bize oy kazandırmıyor" denilerek devrilmesiyle başladı. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Kürt sorununun demokratik çözümü için gösterdiği çabaların 2013 yılında somutlaşması ve Newroz deklarasyonu ile başlayan bu süreçte 2 yılı aşkın süre boyunca karşılıklı diyalog geliştirildi. Çözüm konusunda ulaşılan en önemli aşama ise, 28 Şubat 2015'te İmralı ve devlet heyetinin ortak açıkladığı 10 maddelik Dolmabahçe Mutabakatı oldu. Süreci Türkiye'de artık silahların devreden çıkacağı bir noktaya getiren bu açıklama, daha sonra bu girişim bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve hükümet tarafından inkar edilerek, çözüm masası devrildi. Görüşmeler boyunca çözümün geliştirilmesi noktasında tek bir somut adım dahi atılmamasına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın mutabakatı "O metinde bir demokrasi çağrısı yok" sözleriyle eleştirmesinin yanı sıra mutabakatı yok sayan, yanlış bulduğunu beyan eden açıklamalarla da bu sürecin bitirildiğinin ilk sinyalini 7 Haziran seçimlerinden önce verdi.

ÖCALAN 'DARBE' İÇİN DE UYARMIŞTI

5 Nisan 2014 tarihinde yapılan son görüşmede, devletin müzakerelere yanaşmaması ve açıklanan 10 maddelik taslağı reddetmesinden hareketle Öcalan, HDP heyetine dönük "Bu son gelişiniz olabilir. Bir daha buraya gelemeyebilirsiniz. Bunlar bu diyalogu yürütecek ciddiyette değiller" uyarısında bulundu. Bu, Öcalan'ın çözüm süreci boyunca hükümetin çözümsüzlük politikalarına dönük ilk uyarısı değildi. Öcalan, tarihi mutabakat metninin açıklamasından bir gün sonra yani 27 Şubat'taki görüşmede de, "AKP otoriterleşmek isterse kendini bitirir. AKP hakiki olmazsa bu sefer gerilla hakiki savaşı başlatır. Anlaşma yok, çözüm yok, barış yok, faşizmi dayatırsa savaş başlar" uyarısıyla da gelişebilecek sürecin nasıl bir süreç olacağının da uyarısını yaptı. Aynı görüşmelerde sık sık "Demokratikleşme gelişmezse, darbe mekaniği devreye girer" diyen Öcalan'ın hükümet tarafından dikkate alınmayan bu uyarıları bir bir gerçekleşti.

MGK’DEN ‘ÇÖKTÜRME PLANI’

Daha süreç devam ederken, hükümet tarafından 2014 Ekim ayındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında "Çöktürme Planı" adıyla Kürtlere karşı yeni bir inkar sürecinin planları yapıldığı ortaya çıktı. Sürecin inkârıyla gidilen 7 Haziran seçimlerinde de, ciddi saldırılar ve provokasyonlar devreye sokuldu. HDP'nin seçimlere parti olarak girme kararı ve yüzde 10'luk seçim barajını aşmayı önüne hedef koyarak, çalışmalarını buna göre yürütmesi, onu saldırıların hedefi haline getirdi. AKP'li yetkililer süreç boyunca, HDP'nin seçimlere parti olarak girmesinin kendilerinde yarattığı tedirginliği, "Bundan sonra siz ancak çözüm sürecinin filmini yaparsanız", "HDP'nin Meclis'e girmemesi süper olur" gibi açıklamalarla dile getirdi. AKP, HDP'yi yine CHP, MHP, Gülen cemaatiyle ittifak kurmakla da suçladı.

İHD'nin tuttuğu raporlara göre, 5 kişinin hayatını kaybettiği 5 Haziran Diyarbakır mitingi, Mersin ve Adana il binalarına dönük bombalı saldırılar başta olmak üzere HDP'ye dönük 168 saldırı gerçekleşti. Bu saldırılarda 6 kişi yaşamını yitirdi, 500'e yakın kişi de yaralandı. Seçim çalışması yürüten 183 HDP'li de gözaltına alındı.

PROVOKASYONLAR DEVREYE KONULDU

Çözüm süreci devam ederken de hükümetin çözümün önünü açmak için gerekli adımları atmak yerine karakol ve kalekol yapımlarını hızlandırması, ateşkes pozisyonundaki HPG'lileri çatışma ortamına çekmek amacıyla geliştirilen operasyonlar da sürecin sancılı dönemleri oldu. Çözüm süreci boyunca ağırlığı sınır hattındaki kentler olmak üzere sadece geri çekilme sürecinde TOKİ tarafından 189 adet karakol ve kalekol ihalesi yapıldı. Çözüm süreci öncesinde ihalesi yapılan kalekol ve karakolla birlikte toplamda 341 adet yeni kalekolun inşaatının neredeyse tamamı bu süreç içerisinde tamamlandı. Böylece bin 200 olan karakol-kelekol sayısı, 2015'e gelindiğinde bin 600 ulaştı. Çatışmasızlığa rağmen bir grup asker, İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın eski sekreteri Ağrı Valisi'nin talimatıyla 11 Nisan 2015 Tendürek Dağı'na indirildi, yaşanan çatışmada 2 HPG'li ile bir sivil yaşamını yitirdi.

7 HAZİRAN’DA HESAPLAR TUTMAYINCA

Tüm saldırı ve provokasyonlara rağmen HDP'nin 7 Haziran seçimlerinde Türkiye genelinde almış olduğu oy oranı ve 80 milletvekili çıkararak, büyük bir başarıya imza attı. AKP ise oylarının yüzde 40 seviyesine düşmesi sonucu tek başına iktidar olma imkanını kaybetti. Seçimlere gidilirken Erdoğan'ın 400 milletvekili istediği seçimlerin bu sonucu "Başkanlık sistemine" geçişin mümkün olmadığını gösterdi. Çıkan bu sonuca tahammül edilmedi, seçimler yok sayıldı ve erken seçim kararı alındı.

Seçim kararının hemen akabinde de AKP'liler tarafından "Çözüm sürecinde hata yaptık", "Çözüm sürecini rafa kaldırdık" açıklamaları hükümetin devam eden süreçte asıl amacının itirafı olduğu gibi şiddetin yeniden günlük yaşamın bir parçası olacağının mesajı oldu. Sertleşen süreçle birlikte artan askeri hareketlilik, gözaltı operasyonları ve en son Suruç'ta 33 gencin katledildiği katliam artık savaşın devreye konulduğunun da işareti oldu. 7 Haziran'da umduğunu bulamayan AKP, 1 Kasım seçimlerinden tek başına iktidar olarak çıkmak amacıyla "istikrarsızlık" üzerinden geliştirdiği propagandayla savaşı daha da derinleştirme kararı aldı.

ADIM ADIM SAVAŞA

24 Temmuz'da Ankara'da gece yarılarına kadar süren zirvelerle savaş kararı resmi olarak hayata geçirildi ve PKK'ye yönelik saldırı başlatıldı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun her fırsatta "O operasyonların kararını ben verdim" dediği süreç, Türkiye'ye kaybettirirken, aynı zamanda darbeye zemin sunacak gelişmeleri de beraberinde getirdi.

Hükümet her ne kadar savaşın 24 Temmuz’daki hava saldırısıyla başlatıldığını söylese de, bu tarihin öncesinde yaşananlar bu iddiayı boşa çıkardı. 30 Haziran’da Federal Kürdistan Bölgesi'ne dönük gerçekleştirilen bombardıman aslında savaş kararının pratikte devreye konulduğunun göstergesiydi. Bombardıman sonrasından da geçici hükümetin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "İki tane bombardıman uçağı orada ne var ne yok hepsini yok etti" diyerek, ateşkesi tehlikeye sokan bu girişimi hükümet adına üstlendi. Bunun üzerine ise KCK'den "Ateşkes anlamsızlaştı" açıklaması geldi.

DÜŞ YOLCULUĞUNA ÇIKAN GENÇLER KATLEDİLDİ

Bölgedeki askeri hareketlilik her geçen gün artarken bir yandan da siyasi soykırım operasyonları hız kesmeden devam ediyordu. O günlerde dayanışma amacıyla Kobanê’ye gitmek için Suruç’ta bulunan gençlere dönük 20 Temmuz 2015’te gerçekleştirilen bombalı saldırıda 33 genç yaşamını yitirirken, artık aylar önce alınan savaş kararı da farklı bir konsepte bürünecekti. Katliam sonrası bombalı saldırıdan haberdar olunduğu ve bombalı saldırıyı gerçekleştiren kişinin de emniyette kaydının olduğu ortaya çıktı.

CEYLANPINAR HALEN KARANLIKTA

Bu katliamdan iki gün sonra Ceylanpınar’da polis memurları Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar'ın sabaha karşı yataklarında uyurken infaz edilmeleri ise yaşanılanların seyrini bütünüyle değiştirdi. Halen aydınlatılmayan ve evde çıkan parmak izlerinin polisler ait olduğu olay PKK'ye yüklendi. Devam eden olaya ait dava dosyasında tek fail olmamasına rağmen çok sayıda isim tutuklu bulunduğu gibi olay bilinçli bir şekilde karanlıkta bırakılarak, aydınlatılmadı. Hükümet ise halen soru işaretleriyle dolu olan bu olayı aylar önce başlattığı savaşın ilanı olarak gördü ve 24 Temmuz günü Kandil’de onlarca savaş uçağıyla en kapsamlı bombardıman gerçekleşti. KCK ise bombardıman sonrası, “24 Temmuz, AKP ve Erdoğan’ın en büyük hatası olarak tarihe geçecek” açıklaması yaptı. Bu tarihten sonrada bölgenin birçok yerinden çatışma ve ölüm haberleri ardı ardına gelmeye başladı.

ÖZYÖNETİM İLANLARI

Hükümetin çözüm yerine yeniden savaşı devreye koymasıyla birlikte bölge kentlerinde de halk kendi çözüm modelini “öz yönetim” olarak formüle ederek, bunu hayata geçirmeye başladı. İlk olarak 10 Ağustos’ta Şırnak’ta Halk Meclisi tarafından “özyönetim” ilanı yapıldı. Daha sonra Silopi, Cizre, Nusaybin, İdil, Hakkari, Batman, Yüksekova, Varto, Bulanık, Edremit, İpekyolu, Sur, Silvan, Lice, Doğubayazıt ve Hizan gibi merkezlerde de "öz yönetim" ilanları gerçekleşti. Halkın talebiyle gelişen bu sürece karşı geliştirilen saldırılar ise sivil katliamlara doğru evrilirken, bir yandan da belediye eş başkanlarından başlamak üzere yeniden bir siyasi soykırım operasyonunun startı verildi. Saldırılar HDP Genel Merkezi’ne kadar uzandı. 7-8 Eylül tarihlerinde genel merkez binası da dahil olmak üzere 300 yakın HDP binasına saldırı oldu, birçoğu yakıldı. Yine birçok merkezde Kürtlerin işyerleri yakıldı, linçe varan saldırılar yaşandı.

FIRSAT HEBA EDİLDİ

Çatışma ve şiddetin dozajı her geçen gün artarken, bir kesim sivil toplum örgütü, yeniden bir çözüm masasının gelişmesi için sorumluluk aldı ve 10 Ekim’de Ankara’da “Barış, Emek ve Demokrasi” adıyla bir miting düzenleme kararı aldı. Mitingin düzenlenmesinin planlandığı saatlerde de KCK tarafından tüm saldırı konseptlerine rağmen yeniden bir “ateşkes” kararı açıklanması bekleniyordu. Ancak mitingin toplanmaya başladığı saatlerde Kürtlere ve dostlarına bir mesaj olarak değerlendirilen ve Türkiye’nin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçecek olan bir katliam yaşandı. Katliamda 100’ü aşkın kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi de yaralandı. Katliamın yaşandığı gün ise KCK, "Türkiye içinden ve dışarıdan gelen çağrıları dikkate alarak silahlı güçlerini eylemsizlik konumuna çekme kararı aldığını" duyurdu. 1 Kasım seçimlerinden sonrasına kadar da devam eden ateşkes pozisyonuna rağmen operasyon ve saldırılar yoğunlaşarak devam etti.

2 YILDA 3 BİN KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Seçimler öncesinden özyönetim ilanlarının ardından hükümet yetkililerinden gelen “bedelini öderler” açıklamaları artık şehir merkezlerinde ayları bulan operasyonları beraberinde getirdi. İlk olarak Muş’un Varto ilçesinde 16 Ağustos’ta ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” bir konsept olarak devreye konuldu. Ardından diğer kentlere de taşınan bu yasaklar, 1 Haziran 2017 tarihine kadar Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın raporuna göre; 10 ilde en az 43 merkezde 218 kez ilan edildi. Bu yasaklar sürecinde en az 1 milyon 809 bin kişi temel yaşam ve sağlık hakları ihlaliyle karşı karşıya kaldı. Sokağa çıkma yasakları sürecinde yasağın ilan edildiği ilçelerdeki saldırılarla da katliamlar devreye konuldu. Bugüne kadar ki yasaklar sürecinde sivil toplum örgütleri tarafından tutulan raporlara göre, 861 kişi yaşamını yitirdi. Ancak 20 Temmuz 2017'de Uluslararası Kriz Grubu'nun açıkladığı raporuna göre; sadece çözüm sürecinin sonlandırılmasından bu yana iki yıllık sürede yaşanan çatışmalarda 2 bin 981 kişi yaşamını yitirdi.

SİYASET TASFİYE EDİLMEK İSTENDİ

Çözüm sürecinin sonlandırılması ile başlayan inkar süreci sadece bu çatışmalarla sınırlı kalmadı. HDP ve DBP de bu süreçte yoğun baskılar ve siyasi soykırım operasyonlarıyla tasfiye edilmek istendi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 29 Temmuz 2015'te Çin'e yapacağı ziyaret öncesinde havaalanında yaptığı basın toplantısında, HDP'yi kastederek, "Bu partinin yöneticilerinin bu işin bedelini dokunulmazlık zırhından arındırmak suretiyle ödemeleri gerekir" demesinin akabinde Ankara'da "dokunulmazlıkların kaldırılması" gündeme geldi. Bu açıklamadan sonra da HDP'liler hakkında düzenlenen fezlekeler artmaya başladı. Erdoğan'ın sık sık "dokunulmazlıkların kaldırılması" yönünde AKP'ye verdiği talimatlardan sonra AKP grubu hazırladığı teklifi imzaya açarak, 12 Nisan 2016'da Meclis'e sundu. Bu konuda gözler siyasi partilerin tavırlarına çevrilirken, CHP ilk günden tavrını açık bir şekilde ortaya koydu ve Anayasa'ya aykırı bu değişikliğe "Evet" diyeceğini açıkladı.

SİYASETE DOKUNULMAZLIK, YEREL YÖNETİMLERE KAYYUM DARBESİ

MHP, AKP ve CHP'nin ortaklığıyla getirilen düzenlemeyle birlikte HDP'li milletvekilleri de yargı operasyonlarıyla karşı karşıya kaldı. 4 Kasım 2016’ya gelindiğinde birçok ilde eş zamanlı olarak farklı soruşturmalar kapsamında HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile birlikte 9 milletvekili gözaltına alındı. Aynı gün mahkemeye çıkarılarak tutuklanan HDP'li milletvekilleri ilerleyen günlerde de tutuklanma, gözaltına operasyonlarıyla karşı karşıya kaldı. Demirtaş ve Yüksekdağ ile birlikte halen 9 milletvekili tutuklu bulunurken, bu süreci milletvekilliklerinin düşürülmesi izledi. İlk olarak Ocak 2017'de Yüksekdağ'ın ardından Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan'ın milletvekillikleri düşürüldü. Aynı süreç birçok milletvekili için de işletilmeye başlandı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte DBP'li belediyelere de kayyum atanarak, seçilmiş olan belediye eşbaşkanları görevden alınmaya ve tutuklanmaya başlandı. 2014 yerel seçimlerinde 103 belediye kazanan DBP'nin 3'ü büyükşehir 10 il ile birlikte 86 belediyesine kayyum atandı. Kayyum atanan belediye eşbaşkanları da bir bir tutuklanırken, halen cezaevlerinde 70 belediye eşbaşkanı tutuklu bulunuyor.

İçeride çözümsüzlük yerine yeniden savaşa başvurulmasıyla sıkışan iktidar dışarıda da Türkiye'yi iyice yalnızlaştırdı. "Komşularla sıfır sorun" diyerek, iktidarını sürdüren AKP, OHAL süreciyle birçok ülke tarafından dışlandı. Gelinen aşamada ise "sıfır komşuya" seviyesine indi. İki yıl boyunca içeride Kürde karşı geliştirilen savaş ve dış politikada Rojava'ya kadar taşındı. Fırat Kalkanı Harekatı'yla Rojava'daki Kürt halkı öncülüğünde halkların elde ettiği kazanımları boğmayı hedefleyen Türkiye, bunu yaparken de bir ara "Katil Esad" dediği rejimle de yeniden diyalog geliştirmeye başladı.

ÇÖZÜMSÜZLÜK DARBEYİ GETİRDİ

Çözüm sürecinin sonlanmasıyla devam eden sürecin en 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi oldu. Çözüm süreci boyunca PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın "Demokratikleşme gelişmezse darbe mekaniği devreye girer" uyarılarını dikkate almayan AKP'nin yeniden savaş üzerinden geliştirdiği bu süreç tam da Öcalan'ın işaret ettiği darbe mekaniğinin devreye girmesiyle sonuçlandı. Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ise Kürtlerden sonra tüm muhalifleri sindirmeye dönük bir süreci başlattı. Bir yılını geride bırakan OHAL sürecinde yayımlanan KHK'lerle yaşamın her alanına dönük düzenlemelerle AKP iktidarını korumaya aldı.

OHAL BİLANÇOSU

CHP’li milletvekili Zeynep Altınok’un OHAL sürecine ilişkin hazırladığı rapora göre; 169 bin 13 kişi hakkında işlem yapıldı, 50 bin 510 kişi darbe soruşturmaları kapsamında tutuklandı. Gözaltına alınan 48 bin 439 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapıldı, 111 bin 240 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi. 45 bin 678 öğretmen meslekten çıkarıldı ya da açığa alındı. 33 bin 131 öğretmen KHK kapsamında memuriyetten ihraç edildi. Basının da nasibini aldığı OHAL sürecinde 318 basın mensubu gözaltına alındı, 103 basın mensubu tutuklandı, 18 gazeteci hedef gösterildi, 1 gazeteci yaşamını yitirdi, 2 haber sitesi kapatıldı, 25 haber sitesine erişim engeli getirildi.

Hayri Demir - dihaber