HABER MERKEZİ - Tayyip Erdoğan’ın, 2009 yılındaki Davos Zirvesi’nde, İsrail Devlet Başkanı Simon Peres’e ‘One Minute!’ diye çıkışmasından sonra 31 Mayıs 2010'da gerçekleşen ve 10 kişinin hayatını kaybettiği Mavi Marmara müdahalesiyle ilgili açılan dava, İsrail ile varılan anlaşma gereği düşürüldü. Dosyanın kapatılması, hükümetin 10 insanın yaşamını politik çıkarlara nasıl kurban ettiğini göstermesinin ötesinde, Neo-Osmanlıcılık hayalleriyle rotası Ortadoğu’ya kırılan Mavi Marmara gemisinin batırıldığının resmi oldu.
Görünürde İsrail ablukası altında bulunan Gazze'ye yardım götürmek amacıyla, İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi'nin organize ettiği Mavi Marmara gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz’de yapılan müdahaleyle ilgili İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava, dünkü duruşmada mahkemenin aldığı karar ile düşürüldü. Aralarında dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Aluf Gabiel Ashknazi'nin de yer aldığı 4 sanığın yargılandığı davanın düşürülmesiyle, haklarında kırmızı bültenle çıkarılan ‘yakalama kararı’ da kaldırıldı.
31 Mayıs 2010'da gerçekleşen olayda, 9 Türk ve 1 Türk asıllı Amerikan vatandaşı olmak üzere 10 kişi yaşamını yitirmiş, 23'ü ağır 54 kişi de yaralanmıştı. İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür ve Cengiz Akyüz müdahale sırasında, ağır yaralanan Süleyman Uğur Söylemez de, olaydan 4 yıl sonra 2014'te Ankara'da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti.
İsrail'e “izinsiz girmek”ten tutuklanan gemideki tüm aktivistler ise, yoğun diplomatik temaslar sonucu ancak 2 gün sonra serbest kalabildi.
İSRAİL'E ATEŞ PÜSKÜRÜLDÜ
Büyük gündem yaratan olay sonrası, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler krize girmiş ve ilk elden büyükelçiler karşılıklı olarak geri çekilmişti. O dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, saldırıya ilişkin; "Eğer uluslararası sularda bir yardım konvoyuna denizden havadan birileri saldırabiliyorsa, bunlar gücü nereden alıyor? Bunu sormamız lazım. 9 tane kardeşimizi şehit edenler belli. Cenevre’deki İnsan Hakları Komisyonu’nun verdiği karar da rapor da ortada. Bunun bir gaddarlık olduğunu da bu raporda ifade ettiler. Vahşice olduğu ortaya çıktı. AB üyesi ülkeler çekimser kaldılar. ABD, İsrail’in yanında yer aldı. 30 ülke rapora 'evet' dedi. Şu anda BM Güvenlik Konseyi'nin panel çalışmaları devam ediyor. Temenni ediyoruz ki hak yerini bulur. İsrail, özür dilemek durumundadır, tazminat ödemek durumundadır. Bunları yerine getirmedikçe Orta Doğu’da yalnız kalmaya mahkumdur" değerlendirmesinde bulunmuştu.
Yine o dönem Dış İşleri Bakanlığı görevinde bulunan Ahmet Davutoğlu ise, 31 Mayıs 2010 tarihinde katıldığı BM Güvenlik Konseyi’nde Mavi Marmara saldırısı için “Dün, insanlık Akdeniz’in uluslararası sularında boğulmuştur” ifadelerini kullandı.
Her iki ismin yanı sıra, iktidardaki Ak Parti Hükümeti’nde yer alan diğer isimlerin de birbiri ardında yaptıkları sert açıklamalarla, saldırının hesabının sorulacağına dair sözler verdi. Öyle ki İsrail mallarına yönelik boykot kampanyaları başlatıldı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca tarafından ise, dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Rau Aluf Gabiel Ashknazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İstihbarat Başkanı Amos Yadlin ve Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi hakkında hemen iddianame hazırlandı. İddianamede, her dört isim için "canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçuna azmettirmek"ten 9 kez ağırlaştırılmış müebbet, "mala zarar vermeye azmettirmek", "yağma suçuna azmettirmek", "eziyet suçuna azmettirmek", "haberleşmenin engellenmesine azmettirmek", "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçuna azmettirmek", "yaralama suçuna azmettirmek" ve "silahla yaralama suçuna azmettirmek"ten toplam 18 bin 32'şer yıla varan hapis cezası isteniyordu.
28 Mayıs 2012'de açılan davada, 490 kişi "müşteki-mağdur" olarak yer aldı. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada ise, her dört sanık hakkında “yakalama kararı” çıkarılmasına karar verildi. Türkiye’de açılan bu davanın yanı sıra olay, Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne de taşındı.
3 ŞART KOŞULDU
Türkiye, bu olay üzerine İsrail ilişkilerini sona erdirmiş ve ilişkilerin tekrar normalleşebilmesi için 3 şart koydu. O şartlar ise şunlardı: İsrail'in yaşanan olay üzerine özür dilemesi, Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödenmesi ve İsrail'in Gazze ablukasını sona erdirmesi.
Verilen sözlere, ortaya konulan şartlara ve yapılan kampanyalara rağmen olaydan 3 yıl sonra ABD Başkanı Barack Obama'nın, Ortdoğu turu kapsamındaki İsrail ziyaretinin ardından 2 Mart 2013'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tayyip Erdoğan'ı telefonla arayarak Gazze filosu saldırısı sırasında meydana gelen can kayıpları nedeniyle resmi özür diledi. Netanyahu, Türkiye'nin ilişkilerin normalleşmesi için şart koştuğu üzere 3 talepten sadece saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi kabul etti.
Diğer iki talep karşılanmamasına rağmen Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti adına özrü kabul etti.
HAYATLARI SİYASİ ÇIKARLARA KURBAN EDİLDİ
AK Parti Hükümeti tarafından, yıllarca politik çıkarlar doğrultusunda siyasi malzeme olarak kullanılan bu olay, değişen politik dengelerden kaynaklı 28 Haziran 201'da İsrail ile imzalanan anlaşma doğrultusunda bir özür ve 20 milyon dolarlık tazminatla kapatıldı. 6,5 yıl süren göstermelik yargılama, ailelerin dikkate alınmayan tepkilerine rağmen bir anda son buldu. Mahkemenin aldığı kararın dayanağı ise, Türkiye ile İsrail arasında imzalanan bu anlaşma oldu.
İki ülke arasında imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti Arasında Tazminata İlişkin Usul Anlaşması”, Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren anlaşmaya göre, Mavi Marmara davası düşecek, İsrailli askerler hukuki ve cezai sorumluluktan muaf tutulacak ve İsrail hayatını kaybeden aileler için 20 milyon dolar tazminat ödeyecekti. Yine söz konusu meblağın dağıtımı, Türkiye'nin yetkisinde olacak ve bu konuda İsrail Hükümeti için herhangi bir sorumluluk doğmayacaktı.
20 MİLYON DOLARA HERŞEY UNUTULDU
Bu anlaşma sonrası görülen yargılamada, mütalaa veren duruşma Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Aslan, "Türkiye Cumhuriyeti, sadece bu yargılama ve bu sanıklar yönünden özel olarak feragat etmiştir. Bu davanın devam etmesi için yasal dayanak kalmamıştır" demişti.Mahkeme heyeti de bu mütalaa sonrası dün görülen davada "Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti arasındaki tazminata ilişkin usul anlaşmasının 4. maddesinin 2. cümlesi ile 'Her halükarda bu anlaşma, İsrail'in, İsrail adına hareket edenlerin ve İsrail vatandaşlarının, Türkiye Cumhuriyeti veya Türk gerçek ve tüzel kişileri tarafından konvoy hadisesi ile ilgili olarak kendilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye'de yapılmış ve yapılacak her türlü hukuki ya da cezai talebe ilişkin her türlü sorumluluktan muaf tutulmalarını sağlayacaktır' hükmü dikkate alındığında kovuşturmaya engel şart getirildiği ve bu şartın gerçekleşmeyeceği anlaşıldığından" davanın düşürülmesine karar verdi.
Ödenip ödenmediği bile bilinmeyen bu 20 milyon dolarlık tazminat ile dava kapatılıp, adalet talebinde bulunan aileler ortada bırakıldı.
NEO-OSMANLICILIK HAYALİNİN İLK ADIMI: ONE MİNUTE
Mavi Marmara gemisinin yola çıkış amacı görünürde Gazze’ye insani malzeme ulaştırma ve ablukanın kaldırılması olsa da, perde arkasındaki asıl amaç, o dönem “Stratejik Derinlik” ile kurulan Neo-Osmanlıcılık hayalleriydi. Bu hayalin ilk adımı ise, 29 Ocak 2009 yılında gerçekleşen Davos Zirvesi idi.
Başbakan sıfatıyla Davos Zirvesi’ne katılan Tayyip Erdoğan, İsrail Devlet Başkanı Simon Peres, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Arap Konseyi Genel Sekreteri Amr Musa’nın katıldığı “Gazze: Ortadoğu’da Barış” konulu oturumda Peres’e çıkışmıştı. Erdoğan’ın bu çıkışı, sonrasında siyasi literatüre “One Minute” kalıbı ile yerleşti. Erdoğan’ın Perese’e yönelik sarf ettiği “Sayın Peres benden yaşlısın. Sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu da böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” sözleri ise ana akım medya ve havuz medyası tarafından aylar hatta yıllarca propaganda malzemesi yapıldı.
ARAP BAHARI İLE ORTADOĞU KARIŞTI
Sonraki yıl ise, saldırıya maruz kalınacağı öngörülmesine rağmen bile bile organize edildiği daha sonradan ortaya çıkan Mavi Marmara gemisiyle Türkiye, Ortadoğu’ya yönelik hayallerini adım adım devreye koydu. Saldırının yaşandığı 2010 yılı, aynı zamanda Ortadoğu allak bullak eden “Arap Baharı” olaylarının fitilinin ateşlendiği tarihti.
17 Aralık 2010’da Tunus’ta Muhammed Buazizi isimli bir gencin kendini yakması ile ülkede başlayan protestolar Mısır, Yemen, Cezayir, Libya, Ürdün ve Suriye’ye sıçramış, bu ayaklanmalar neticesinde kimi ülkelerde iktidarlar devrildi. Türkiye’nin, ABD ile ortak yürütücü olduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bir yansıması olan olayların en sıcak tablosu halen Suriye’de yaşananlar.
SÖYLEDİKLERİNİ BİLE UNUTTU!
Neo-Osmancılık hayalleriyle Mavi Marmara gemsi ile çıkılan Ortadoğu yolculuğunda Erdoğan, İsrail askerleri tarafından Türkiye vatandaşlarının öldürülmesinden bir gün sonra, İHH’ye sahip çıkarak, “İnsanlığın vicdanından süzülen yardım gemileri silahla, zorbalıkla engellendi. Yükü merhamet ve şefkat olan gemiler menzillerine varamadı, kana bulandı” demiş, attığı birçok tweette de bu olaya tepki göstermişti. 2011’de El Cezire Televizyonu’na verdiği söyleşide “Aslında bu bir savaş nedenidir” diyen Erdoğan, 2014 yılında ise, İHH için şunları söylemişti: “İsrail’in ve Pensilvanya’nın bu yardım kuruluşuna kini var. Ne diyordu; ‘otoriteden izin almalılar’ idi. Eğer otorite Türkiye’de bizsek biz zaten izni verdik. Kimdir bu İnsani Yardın Kuruluşu? Mavi Marmara ile Gazzeli bebeklere ilaç götüren, mama götüren, gıda götüren, bunun için de ölümü göze alan bir yardım örgütü. Dünyanın her yerinde masumların, yoksulların bu yardım kuruluşunu görünce yürekleri ferahlıyor.”
Dün bunları söyleyen Erdoğan, Ortadoğu’da işler sarpa sapınca söylediklerini bir anda yuttu. İsrail’le varılan anlaşma sonrası aynı Erdoğan, bu kez ilişkilerin bozulmasına neden olan Mavi Marmara krizine ilişkin olarak, isim vermeden Gazze’ye yardım götüren İHH’ya yüklendi ve “Yardım götürürken bana mı sordunuz” dedi.
SALDIRI OLACAĞI BİLİNİYORDU
Oysaki İHH’nin gemi hazırlıkları, AK Parti yönetiminin bilgisi dahilinde en az 6 ay önceden başlatıldığı biliniyordu. Öyle ki AK Partili milletvekilleri, organizasyonda İHH ile birlikte çalıştı. Dile getirilen bir diğer önemli iddia ise, geminin Gazze’ye doğru yola çıkmasının hemen öncesinde, o günün 15 milletvekili parti yönetimi aracılığıyla Erdoğan’dan, Mavi Marmara ile Gazze’ye gitmek için izin istemesi. Erdoğan’ın “güvenlik” gerekçesiyle izin vermemesi, parti yöneticilerince milletvekillerine, “İsrail gemiye saldırabilir. Seyahat tehlikeli. Ölen yaralanan olabilir” diye anlatıldı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, anlaşma sonrası yaptığı ilk açıklamada, Gazze’ye yönelik ablukanın sürdürüleceğini söyledi.
Gazze ablukasının kendileri için son derece önemli bir güvenlik meselesi olduğunu söyleyen Netanyahu, “Bundan ödün veremezdim. Bu bizim açımızdan Hamas ve kalıntılarından oluşabilecek kuvvetleri engellemek adına vazgeçilmez bir konu” diyecekti.
'ERDOĞAN ANLAŞMA İLE MAVİ MARMARA’YI TAMAMEN BATIRDI'
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti Hükümeti’nin, çıkarcı siyasetle saldırıda yaşamını yitiren ailelerin acılarını suistimal edip, bir bütünen toplumu politikaları doğrultusunda yönlendirmesine en büyük tepkiki gösterenlerden biri de saldırı sırasında o gemide bulunan isimlerden biri olan yazar İbrahim Sediyani.
Almanya’da yaşayan yazarın, İsaril ve Türkiye arasında varılan anlaşmanın ardında verdiği bir röportajında kendisinde yöneltilen “Baskının yapılacağından AKP iktidarı ve Erdoğan’ın haberi olduğunu mu düşünüyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt, “Gemiye binmeden önce kimlerin stratejik planları olduğunu bilemezdik. Ancak yapılan son anlaşmayla birlikte kullanıldığımızı daha iyi anladım. Dokuz insan, birilerinin politik çıkarları, Osmanlı hayalleri yüzünden gözümün önünde katledildi” oldu.
Varılan anlaşmayı ile Türkiye’nin, İsrail’in yıllardır uğraşıp, yapamadığını becerdiğini ve dünyanın tanımadığı Gazze ambargosunu tanıyan ilk ülke olduğunu söyleyen Sediyani, “İsrail, o gün dokuz kişi öldürdü ama Erdoğan bu anlaşmayla, Mavi Marmara’yı tamamen batırdı. Erdoğan utanmadan insanların gözünün içine bakarak yalan söylüyor. Bu anlaşmada ne Mavi Marmara, ne de Gazze halkının hakları gözetildi. Bir tek Mavi Marmara yolcusunun bu anlaşmadan memnun olduğunu gösteremez. Bugün Erdoğan’ın yaptığı bu anlaşmayı zafermiş gibi satanlar, aslında 27 Mayıs 2010’da o gemiye binmeye korkanlar” dedi. Sediyani, iktidarla birlikte büyük bir kısmının güce taptığını söylediği AK Parti seçmenine yönelik şunları söylenmişti: “Bugün İsrail, Gazze’ye yeni bir saldırı başlatsa… Erdoğan da İsrail savaş uçağına binip, Filistin halkının üzerine bombalar yağdırsa… Bunu bile savunacak cahil bir kitle var Erdoğan’ın arkasında. Bu yüzden de oy falan kaybetmez. Eğer bu kitlenin birazcık onuru, şerefi, vicdanı olsaydı; Kürt çocukları Cizre’de yakılırken, Taybet Ana’nın cenazesi sokak ortasında bekletilirken, gazeteci ve akademisyenler tutuklanırken, hırsızlık, yolsuzluklar yapılırken zaten sesini çıkarırdı.”
Ömer Çelik - dihaber