ANKARA - Anayasa değişiklik referandumu hazırlığını sürdüren iktidar ve Cumhurbaşkanlığı Saray’ı “Evet”i anlatmak yerine, “Hayır’ın kötülüğü üzerinden” kampanyayı yürütme kararı aldı. Bu durum, “İktidar yaptığı değişikliği sahiplenemiyor” yorumlarını da beraberinde getirdi.
İçerisinde başkanlık rejimini de barındıran Anayasa değişiklik referandum hazırlıklarını sürdüren hükümet ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yürüttükleri kampanyada “Evet”i kullanmaktan kaçınıyor. Onaylandıktan sonra hem 12 gün Meclis'te bekletilmesi hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yasayı onaylamayı ağırdan alması ve neredeyse yasal hakkı olan 15 günü dolduracak olması, "Evet" cephesinin referandum konusundaki zorlanmasının göstergesi olarak kabul görüyor.
İKTİDARI ZORLAYAN ETKENLER
Yapılan anket ve halkoyu yoklamalarından yansıyan sonuçlar “Evet" cephesini yürüteceği kampanya konusunda da ikilime sürüklüyor. MHP tabanından yükselen tepkiler, AKP’ye değişik gerekçelerle destek vermiş olmasına rağmen “otoriter bir yönetimi” kabul etmeyen seçmen tabanı, Kürtlerin yaşanan savaş sürecinden dolayı artan tepkileri ile esas olarak demokrasi cephesinin bir bileşeni olmalarından dolayı değişikliğe mesafeli duruşları, "Evet" cephesinin zorlanma noktalarını oluşturuyor.
'EVET’İ ANLATAMIYORLAR
AK Partiye yakınlığı ile bilinen Abdulkadir Selvi’nin bu zorlanmanın iktidar cephesinde konuşulduğunu ve bunun giderilmesi için formüllerin arandığını belirtmesi dikkat çeken önemli gelişmelerden biri olarak öne çıktı. Selvi yazdıklarından, iktidarın çalışmasını, “AK Parti’de ikna edilmesi gereken yüzde 9’luk bir kesim, 18 yaş düzenlemesine rağmen ‘Evet’e mesafeli duran gençler, Kürtler ve FETÖ’cü olmadığı halde yakın çevresinde FETÖ operasyonlarından olumsuz etkilenenlerin” ikna edilmesi üzerinden yürüteceğini de ilan etti.
Yine Selvi, Erdoğan’ın da dahil olduğu tartışma sürecinde, "Evet"in yararları anlatılarak pozitif bir dil kullanılmasından ziyade, negatif bir kampanya yürütülmesi konusunda genel bir eğilim olduğunu bildiriyor. İktidarın ve Saray’ın neden “Evet”in faziletlerini anlatamadığını, “Evet kampanyasında yeni Türkiye vurgusunun yer almasına sıcak bakılmıyor. Çünkü Türkiye’nin son 15 yılında zaten AK Parti var” sözleriyle gerekçelendiren Selvi, 7 Haziran seçimlerinden sonra devreye sokulan 1 Kasım seçim stratejisinin yeniden referans alınacağını belirtiyor.
GERİLİM SİYASETİ İZLENECEK
Selvi yazısında ifade etmese de, 7 Haziran seçimlerinden sonra başlatılan savaş süreciyle AK Parti iktidarı deyim yerindeyse toplumu kendisine mecbur bıraktı. “İstikrar için tek parti iktidarı” temel slogan olarak öne çıkarıldı. O dönem sahayı gözlemleyen herkes, halkın bir kesiminin, “Lanet olsun savaş olacağına ben tercihimi değiştiririm” bıkkınlığı ile AK Partiye oy verdiğini işaret ediyordu. İşte bu durum bugün içinde iktidarın iştihanı kabartıyor ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un kısa süre önce “Anayasa değişikliği kabul edildiğinde terör sona erecek” sözleri de aynı yaklaşımın devam ettiğini gösteriyor.
ŞİDDET BİR ARGÜMAN OLARAK DEVREDE
Ancak iki seçim arasında çok önemli farklar var. Birincisi, 1 Kasım öncesi başlatılan savaş süreci, 1 Kasım’da sonra sona ermedi ve derinleşerek devam etti. Yine 1 Kasım seçimlerinden sonra, istikrar değil istikrarsızlık; çatışmalar, ölümler, gözaltı ve tutuklamalar hatta darbeye varan gelişmeler yaşandı. Savaşla istediğini alma yaklaşımı, her zaman savaşı ve şiddeti daha temel bir araç olarak gündemde tutmayı beraberinde getirdi. Zaten savaşın, otoriterleşmenin, baskının işe yaramadığı görülmüş olsaydı, muhtemelen anayasa değişikliği bu haliyle değil, daha demokratik çerçevelerde yapılmış olacaktı.
'EVET' DİYEMİYORUZ, HAYIR’I YASAKLIYORUZ!
1 Kasım seçimlerinde “savaşla istediğini elde ettiğini” düşünen iktidar, bir yandan benzer bir taktik devreye sokarken öte yandan “Evet” diyemediği için “Hayır”ı kötüleyerek, kampanyasını yürütecek. Zaten iktidar tasarı Meclis'te görüşülürken, muhalefetin tüm ısrarlarına rağmen, tartışmaların içeriğini toplumdan kaçırdı. O yüzden Başbakan Binali Yıldırım, Salı günü yaptığı grup toplantısında, “Hayır" diyecek olan hemen hemen herkesi "terörist" ilan etti, “Hayır diyenlere bakarak Evet oyu verin” çağrısı yaptı. Bu aslında iktidarın “kutuplaştırma” siyasetinin de bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.
MAVİ YASAKLANMIŞTI
Bu aynı zamanda, “Evet diyemeyen” cephenin, “bu tür suçlamalarla” “Hayır’ı yasaklama” girişimi olarak ortaya çıkıyor. Benzer girişimler 12 Eylül 1982 Anayasası referandumda da geçerliydi. "Hayır"ın rengi olan "Mavi" gazetelerde sansürlenirken, "Hayır" kampanyası yürütmek de yasaklanmıştı.
‘6’LI ÇETE’DEN KOPAN MHP ORTAK OLDU
7 Haziran seçimlerinden önce de benzer bir yaklaşım sergilendi. Daha sonra görevinden azledilen ve seçim sürecinde özellikle Kürt seçmenleri, “Biz gelmezsek beyaz toroslar gelir” sözleriyle “tehdit eden” Başbakan Ahmet Davutoğlu, 25 Mayıs 2015 tarihinde Manisa ve Aydın’da yaptığı açıklamalarda, “CHP, MHP, HDP ile PKK, paralel ve DHKP-C’nin” birlikte hareket ettiğini ileri sürerek, bu yapıları, “6’lı çete” olarak ilan etmişti. Yeni Şafak gazetesi ertesi gün "3 legal 3 ilegal 6’lı çete" manşeti attı. Şimdi o bileşenlerden biri, referandum sürecinde AK Parti ile birlikte hareket ediyor, muhalefeti, “Kandil ve Pensilvanya’nın yoklama kaçakları” olarak suçluyor.
DÖNEMİ KURTARMA YAKLAŞIMI
Gittikçe durumu toparlamanın zorlaştığının işareti olarak ortaya çıkan, “Evet”i savunamama hali, mecburen, “Hayır”ı cephesini kötüleme kampanyasına dönüşüyor. Bu mecburiyet, “ben iyiyim, iyi olacağım, yaptığım değişiklik sizin yararınıza” argümanlarını da içermediği için toplumun nasıl bir reaksiyon göstereceği de önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.
Kenan Kırkaya - dihaber