18 yıl sonra 15 Şubat: Suriye’den çıkarılanlar, Suriye’ye yerleşenler

ANKARA - Öcalan’ın Suriye’den çıkarılarak Türkiye teslim edilmesinin nedenleri aradan geçen 18 yıl sonra daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Öcalan’ın çıkarıldığı Ortadoğu, savaşın derinleştiği bir coğrafyaya dönüşürken, Suriye ise onu çıkaran ve teslim edenlerin cirit attığı, vahşet örgütlerinin peydahlandığı bir coğrafya haline geldi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılarak, kendi deyimiyle “yeryüzü yasaklısı” haline getirilip uluslararası bir operasyon ile Türkiye teslim edilmesinin üzerinden 18 yıl geçti. Bundan tam 6 bin 570 gün önce Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesini önce büyük bir “başarı” olarak duyuran dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, çok geçmeden Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinin barındırdığı derin anlamları, “ABD bize Öcalan’ı neden teslim ettiğini anlamadım” sözleriyle ifade edecekti.

Aslında 16 Şubat 1999 sabahı Kürtleri, yasa, infiale, dünyaya karşı isyana sevk edecek duygular yaşamalarına sebep olan Ecevit’in anlam yükleyemediği gelişmeleri, Öcalan ilk andan itibaren “uluslararası komplo” olarak nitelendirdi. Üstelik bunu sadece kendi şahsına yönelik değil, başta Türk ve Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına yönelik uluslararası güçler tarafından ince ince çalışılmış derin bir komplo olarak tarif etti.

18 YILIN ÖĞRETTİKLERİ

Öcalan bunu yıllar yılı anlatmaya ve Türkiye kamuoyunu bu konuda ikna etmeye çalıştı. Özellikle devlet yöneticileri ve “milliyetçi öğreti” etkisinde kalan Türkiye düşün dünyasının bir kesimi bunu, “Öcalan’ın kendisini kurtarma çabası” olarak basit ve sıradan bir yaklaşımla ele alırken, aradan geçen 18 yıl, Öcalan’ın yaptığı tahlillerin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu bütün bölge halklarına acı tecrübelerle öğretti.

SURİYE’DEN ÇIKARILAN ÖCALAN İLE SURİYE’YE YERLEŞENLER

Öcalan Suriye’den çıkarıldıktan 13 yıl sonra bu kez Suriye’ye yerleşenler dikkat çekiyor. “Suriye’den çıkarsa terör biter, bölgeye huzur gelir” teziyle Öcalan Suriye’den çıkarılırken, onu Suriye’den çıkardığını iddia eden güçler, onu barındırmayan Rusya, onu teslim eden ABD ve onu teslim alan Türkiye bugün Suriye’de cirit atıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün Bahreyn’de yaptığı açıklamaya göre, Suriye’de 1 milyon insan hayatını kaybetti, en az 10 milyon insan mülteci durumuna düştü, kentler yakılıp yıkıldı ve neredeyse ortada Suriye diye bir devlet kalmadı.

ÖCALAN ORTADOĞU’DAN ÇIKARILDI, MÜDAHALE DÖNEMLERİ BAŞLADI

Gelişmeler Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasının ve Türkiye’ye teslim edilerek, “etkisiz hale getirilmek istenmesinin” sadece Suriye ile de ilgili olmadığını Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler için bir ön hazırlık olduğunu zaman içinde gösterdi. Türkiye teslim edildikten sonra Öcalan yaptığı birçok değerlendirmede, kendisinin uluslararası güçler tarafından Ortadoğu’da engel olarak görüldüğü için “tasfiye edilmek istendiğini” değerlendirirken, daha sonra bölgeye yönelik müdahaleler bu tezi doğruladı.

ÖCALAN’DAN 4 YIL SONRA SAVAŞIN STARTI VERİLDİ

Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinden iki yıl sonra, dünyada güç dengelerinin yeniden şekillenmesini beraberinde getirecek olan 11 Eylül saldırısı gerçekleştirildi. El Kaide tarafından üstlenilen ve Washington’daki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan ve 3 bin kişinin hayatına mal olduğu belirtilen saldırılardan hemen sonra ABD Afganistan’a müdahale etti. Afganistan işgalini, yine ABD’nin başını çektiği güçler tarafından gerçekleştirilen Irak müdahalesi izledi. Mart 2003 yılında gerçekleştirilen Irak işgalinden kısa süre sonra Saddam Hüseyin, ABD askerleri tarafından yakalanırken, rejim yıkıldı. Türkiye topraklarının müdahale için kullanılmasını içeren 1 Mart tezkeresinin TBMM’den reddedilmesine rağmen gerçekleştirilen müdahale sadece rejimi devirmekle kaldı. Ancak Irak’a asla iddia edilen “demokrasi, özgürlük ve barış” gelmedi.

Irak müdahalesi Ortadoğu’da taşları yerinden oynatırken, bu gelişmeyi 7 yıl sonra bu kez Arap Baharı adıyla halk isyanları ve bu isyanları manipüle eden uluslararası müdahaleler izledi. Halkların özgürlük talepleri yine güç odakları tarafından iktidar mücadelelerine kurban edildi. Öcalan tam da kendi durumu, Türkiye, Mezopotamya ve Ortadoğu toplumlarına yönelik gerçekleştirdiği, “iktidar çözümlemelerinde” halkların özgürlük mücadelelerinin nasıl her seferinde kurban edildiğini ciltler dolusu çözümlemelerle anlatmaya çalıştı. Tunus, Libya, Ürdün, Mısır gibi doğrudan bu süreçten etkilenen ve günlerce insanların özgürlük taleplerine sahne olan ülkelerde bir kaç yıl sonra değişen tek şey “yönetimler” oldu. Mısır’da darbe, Libya’da Muammer Kadafi’nin linç edilerek öldürülmesi, gelen ve giden Müslüman Kardeşler yönetimleri bu dönemde görülen değişimler oldu. En nihayetinde Suriye’de 2011 yılında patlak veren ve halen devam eden süreç, Öcalan’ın neden bölgeden çıkarılıp ülke ülke yasaklı hale getirildikten sonra Türkiye’ye teslim edildiğini de gösteren gelişmeler oldu.

ÖCALAN EKSENİNDE GELİŞEN İDDİALAR VE GERÇEKLER

“Bölücülükle” suçlanıp, Rusya, Yunanistan, Romanya, Kenya ve başka bazı ülkelerde “yeryüzü yasaklısı” haline getirildikten sonra Türkiye’ye teslim edilen Öcalan, öncesinde temellerini attığı öğretisi üzerinden tutsaklık koşullarında “Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu” modelini geliştirdi. Öcalan’ın bu modelinde ülkeler arasındaki sınırlar gevşetilip, bütün etnik ve dini farklılıkların birlikteliği esas alınırken, Öcalan’ı bölücülükle suçlayanlar, uyguladıkları politikalarla, bütün toplumları “mezhepler, azınlıklar, farklılıklar üzerinden” karşı karşıya getirdi.

“Terörizm” ile suçlanan Öcalan, İmralı sürecinden önce, 1993, 1998, 1999, 2004 yılı başta olmak üzere onlarca kez tek taraflı ateşkesler ilan ederek, “sorunun siyasi yollarla çözümü” ve insanların ölümünü engellemeye yönelik arayış içinde olurken, Öcalan’ı tasfiye etmeye çalışan çevrelerin uyguladığı politikalar milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, Ortadoğu’da sonu gelmeyecek “yüzyıl savaşlarının” temelini atmasına neden oldu.

SURİYE’DE ÖCALAN ÇİZGİSİ DÜNYAYA MODEL OLDU

Öcalan bu gerekçelerle Suriye’den çıkarılırken, kafa kesen, her türlü insani değeri katleden gruplar Suriye’ye dolduruldu. Tarihi miraslar yerle bir edildi. Êzidîler başta olmak üzere halklar, ağır katliamlar yaşadı. Bu yaşanan durum karşısında “terörizm” ile suçlanan Öcalan çizgisindeki Kürtler devreye girdi. Şengal ve Kobanê’de bu vahşet gruplarını Öcalan çizgisindeki gruplar durdurdu. Aynı zamanda bu katliam çizgisine karşı Öcalan’ın “Demokratik ulus, ortak yaşam çizgisi” hayata geçirilerek, Suriye’deki tek gerçek alternatif modeli ortaya çıkardı. Böylece “dünya güçlerinin ittifakla” Suriye’den çıkardığı Öcalan çizgisi dünyanın mecbur kaldığı bir çizgiye ve alternatife dönüştü.

Öcalan yaşanan bu durumları, yıllar önce yazdığı “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” kitabında, bölgede yaşananları “3’üncü Dünya Savaşı” olarak tanımlamış ve şu görüşlere yer vermişti:

3’ÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI TEZİ DE KABUL GÖRMEYE BAŞLADI

“Üçüncü Dünya Savaşı meselesine gelince, Irak, Afganistan, Lübnan, Pakistan, Türkiye, Yemen, Somali ve Mısır başta olmak üzere belli başlı ülkelerde olup bitenlerin bilançosunun çoktan Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarındaki bilançoları birçok yönden aşmış olması bu savaşın gerçekliğinin anlaşılması için yeterlidir. Zaten nükleer silahlar nedeniyle ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın parçalı olacağı, uzun bir sürece yayılacağı ve değişik teknolojilerle yürütüleceği anlaşılır bir husustur. Üçüncü Dünya Savaşı bir gerçektir ve ağırlık merkezi Ortadoğu coğrafyası ve kültürel ortamıdır. Sadece Üçüncü Dünya Savaşı’nın yoğunluk merkezi olan Irak’ta yaşananlar bile buradaki savaşın bir ülke ile ilgili olmadığını, dünya hegemonik güçlerinin çıkarları ve varlığı ile ilgili olduğunu gayet iyi açıklamaktadır.”

Öcalan’ın bu görüşleri 2014 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından açıklanan kimi verilerle teyit edildi. Aynı verilere göre, dünyada 2014 yılında 59,5 milyon insan çatışma ve savaşlardan dolayı mülteci durumuna düştü. Bu rakamın günümüzde çok daha fazla olduğu ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en yüksek rakama ulaştığı tahmin ediliyor. Zaten daha sonra ABD ve Rusya’daki kimi otoriteler, Ortadoğu’da yaşananları adı konulmamış bir “3’üncü Dünya Savaşı” olarak nitelendirdi.

Öcalan’ın Ortadoğu’dan çıkarılarak, bölgenin ateşe atılması gibi, Öcalan 18 yıldır tutulduğu İmralı cezaevinde de devreden çıkarıldığı her dönem, Türkiye ağır savaş koşullarına sürüklendi. Öcalan İmralı’ya getirildikten sonra 1999 yılında ateşkes ilan ederek uluslararası hesap ve planları boşa çıkardı. Bütün saldırılara rağmen Türkiye Öcalan’ın tek taraflı iradesi ile 5 yıllık kesintisiz bir “barış süreci” yaşadı. Aynı yıl Kandil ve Avrupa’dan iki barış grubu Türkiye’ye geldi ancak gelen gruplar yıllarca cezaevinde tutuldu.

ÖCALAN NEFES ALDIRDI

Öcalan her kritik dönemde devreye girerek, deyim yerindeyse Türkiye’nin bölgedeki savaş ülkesi haline getirilmesini engelledi. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2010 referandumu, 2011 seçimleri hep ricalar üzerine Öcalan devreye girerek, savaşı sürecini dönemsel de olsa durdurdu. Türkiye toplumu, 2013-2015 yılları arasında Öcalan’ın yine tek taraflı iradesiyle başlayan “çözüm süreci”nde ilk kez gerçek barışa hiç olmadığı kadar yaklaştı. 2.5 yıllık süreç boyunca ne çatışmalar oldu ne de kimse hayatını kaybetti. 28 Şubat 2015 tarihinde bu barışı kalıcı hale getirmeye ramak kalan “Dolmabahçe Deklarasyonu” ilan edildi. Ancak hemen sonrasında çözüm süreci bozuldu ve şimdi Türkiye, anayasa değişikliği ile bambaşka bir süreç yaşıyor.

Kenan Kırkaya - dihaber