Suriye trafiği yoğunlaştı: Diplomasi başka türlü ilerlese de QSD sahada oyun kurucu

ANKARA - Moskova, Ankara, Washington arasında Suriye trafiği yoğunlaştı. Diplomasiye dayalı bu yoğunlaşma sahada Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) oyun kurucu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kimi gözlemcilere göre, birçok nedenden dolayı DAİŞ ile mücadele etmek isteyen güçlerin QSD dışında başka şansları yok.

Yeni Trump yönetiminin ABD’de iş başı yapmasının ardından Türkiye Suriye’deki varlığını kalıcılaştırmanın, ABD’yi de bu konuda ikna etmenin arayışını arttırdı. Türkiye bir yandan ABD üzerinde, “stratejik ortak konumunu da kullanarak” bu yönlü baskı oluşturmaya çalışırken, öte yandan İran ve Suriye rejimi üzerinde de söz sahibi olan Rusya’yı birçok noktada ikna etmeye çalışıyor.

YOĞUNLAŞAN DİPLOMASİ ATAĞI

Bunun için öncelikle iki aydır sonuç alınamayan El Bab operasyonuna son günlerde ağırlık verildi. Bu yoğunlaşma tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile ilk telefon görüşmesinin arefesinde başladı ve sonrasında da devam etti. Hemen ardından CI Başkanı Mike Pompeo Ankara’ya geldi. Daha önce ziyaretleri gizli tutulan CIA Başkanı bu kez Ankara’da üst düzey devlet protokolü ile karşılandı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan, Pompeo ile görüştü. Bugün de, ABD Genel Kurmay Başkanı Joseph Dunford Ankara’da olacak.

RUSYA’NIN ATAKLARI

Türkiye’nin bütün bu diplomatik temaslardan beklentisi açık: Suriye’de Kürtleri denklem dışına iterek, kendisine bağlı güçler üzerinden yeniden bir etkinlik sağlama çabası. Bab operasyonu da, ardından yürütülen Rakka operasyonu tartışmalarını da Türkiye bu esas üzerinden yürütüyor. Ancak en son Milli Savunma Bakanı Fikri Işık yaptığı açıklamada, ABD’yi henüz bu konuda ikna edemediklerini, “Arzu ettiğimiz sonucu şu anda alamadık” sözleriyle açıkça dile getirdi.

KİM KİMİ KULLANIYOR?

Bütün bu görüşmeler olurken, Kürtler Moskova’da önemli bir konferans gerçekleştirdi ve hemen arkasından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kürtler olmadan Cenevre’de sonuç almanın mümkün olmayacağını açıkladı. Bunun üzerine Türkiye’de “Rusya’nın ve genel olarak uluslararası güçlerin Kürtleri kullandığı” tezini izlemeye başladı. Bu denklemi tersinden kuran Türkiye karar verici merciler ise, “ABD ve Rusya kendisini oradaki Kürtlere muhtaç etmemeli, biz her türlü anlaşmaya varız” üzerinden Kürtlerin bu güçleri kullandığını ima eden açıklamaları dikkat çekiyor.

ABD VE RUSYA ORTAK HAREKET EDİYOR

Sputnik’e konuşan Ankara Politikalar Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kanbolat, son dönemlerde hızlanan diplomasi trafiğinde “stratejik konuların” ele alındığını, Türkiye’nin ABD tarafına “bir Türk planı” ilettiğinden bahsediyor. “Kürtleri devredışı bırakmak” dışında bu planın ne olduğuna ilişkin henüz bir bilgi yok. Kimi analistlerin aksine Kanbolat, Rusya ve ABD’nin Suriye denkleminde ortak hareket ettiğine işaret ederek, “Genel olarak İsrail ve ABD’nin yörüngesinden çıkmadığını görüyoruz. Bu hem IŞİD’e karşı mücadelede, hem de Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye verilen destekte görülebilir. PYD’nin 2016 yılında Moskova’da ofis açmasından daha dün biten Moskova’daki Kürt konferansına kadar Moskova’nın Suriye işinde İsrail ve ABD ekseninden pek çıktığını söyleyemeyiz” değerlendirmesinde bulunuyor.

TÜRKİYE ABD’YE GERİ ADIM ATTIRIR MI?

Peki bu diplomasi trafiği Kürtlerin devre dışı bırakılmasında Türkiye’nin arzusunu yerine getirir, ya da uluslararası güçler bu işe razı olur mu? Öncelikle kısa bir süre önce ABD’de kimi temaslarda bulunan HDP heyeti ve Dışilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy’un değerlendirmeleri önemli.

RAKKA OPERASYONU KONUSUNDA QSD’DEN VAZGEÇİLMEYECEK

Özsoy, bir kaç nedenden dolayı yürütülen diplomasi trafiğinin aksine, Demokratik Suriye Güçleri'nin (Hezên Suriyeya Demokratîk - QSD) sahada etkin ve belirleyici bir güç olduklarına ve bu gücün devre dışı bırakılmayacığını düşünüyor. Üstelik bunun için Özsoy’un “makul gerekçeleri” var ve bunları şu esaslar üzerine oturtuyor:

“Birincisi sahada şuana kadar en etkili mücadeleyi yürüten ve DAİŞ’i gerileten tek güç QSD. QSD’ye alternatif olarak pazarlanmak istenen Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) ne böyle bir kapasitesi var, ne de bu yönlü bir başarısı. Üstelik, mantelite olarak bir çok açıdan DAİŞ’den farkları da yok. En önemli mesele, QSD bulunduğu alanlarda düzen kuran bir noktada ve sorun çözücü kapasitesi var. O yüzden Rakka operasyonu da dahil olmak üzere, bir adım atılacaksa bunun QSD ve Kürtler olmadan başarılmayacağını sahada etkili olmak üzere bütün güçler görüyorlar.”

Bu konuda, Lavrov’un açıklamalarına da işaret eden Özsoy, ABD’de edindikleri izleminin de, Türkiye’nin baskılarına rağmen, Rakka operasyonu konusunda QSD’den vazgeçilmeyeceği yönünde olduğunu paylaştı.

TRUMP’IN NE YAPACAĞI BELLİ DEĞİL

Ayrıca, Özsoy ilerleyen süreçlerde, Cenevre ve Astana görüşmelerinin birleştirileceğini ve Kürtlerin bu konuda da etkin olabileceğine işaret ediyor. Fakat, Özsoy bu iyimserliğine rağmen Trump politikasının ne olduğuna dair ABD’li üst düzey yetkililerinin bile bilgi sahibi olmadığını ve bu politikanın 3-4 ay içinde ancak netleşebileceğini paylaşıyor.

'GÜVENLİ BÖLGE' KONUSUNDA RUSYA VE ABD ANLAŞTI İDDİASI

Öte yandan kimi değişik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Türkiye’nin ısrarla gündemde tuttuğu “Güvenli bölge” meselesinde de ABD ve Rusya’nın anlaşmaya varmış durumda. Ancak bu anlaşmaya göre, Suriye’nin güneyinde yani Ürdün sınırında böyle bir oluşum için adım atılacağı belirtiliyor. Ancak, Rojava bölgesini içine alacak olan Suriye’nin kuzeyine ilişkin henüz böyle bir planın kabul edilmediği ve eğer bu tür bir plan Suriye’nin kuzeyi için kabul edilecekse Kürt bölgelerinin de buna dahil edileceği, Türkiye’nin en büyük korkusunun da bu olduğu ifade ediliyor.