İZMİR - HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, nöbet alanındaki ablukayı "Hiç bir zor kullanmaksızın, bir kötü söz bile etmeksizin onları kendi zorbalıklarının kölesi kıldık" sözleri ile değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Şey" diye hitap eden Kürkçü, "Almanya’da ve bütün dünyada herkesin alay ettiği bir 'şey'in uyruğunda yaşamaya mahkum değiliz" dedi.
Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP), Gündoğdu Meydanı'nda sürdürdüğü Vicdan ve Adalet Nöbeti'nin 5’inci gününde nöbetteki milletvekillerinden Ertuğrul Kürkçü açıklama yaptı. Kürkçü, vicdansızlık ve adaletsizliğin kurbanı olarak kendi kentlerinden kalkıp Sakarya ve Adapazarı'ndaki tarım alanlarına çalışmaya giderken yaşamını yitiren tarım işçilerin yakınlarına başsağlığı dileyerek sözlerine başladı.
'TARİHTE MİLLETVEKİLİ KEBABI OLARAK YERİNİ ALACAKTIR'
Vicdan ve Adalet Nöbeti'ne başlayan milletvekillerinin etraflarının bariyerlerle çevrelenmesine değinen Kürkçü, "Çevreniz demir ağlarla örülür, yiyecek içeceğiniz karneye, ziyaretçi sayınız 60’a bağlanır; milletvekillerinin yanına gelenin üstüne çökülür, kimlik, üstbaş araması dayatılır. Emniyet Müdürü ses aygıtını elinden almak için milletvekiliyle hakikaten bilek güreşine girer. Genel sağlığı güvence altına almaktan sorumlu Vali güneş altında sıcaklığın 50-60 derece olarak hissedildiği İzmir’de milletvekillerinin ve etkinliğe katılanların başının üstüne bir tente almasını yasaklar. Bu vilayetin, İzmir’in demokratik kültürüne son katkısı milletvekili kebabı olarak uygarlık tarihinin sayfalarındaki seçkin yerini alacaktır. Şüpheniz olmasın" diye konuştu
'ONLARI KENDİ ZORBALIKLARININ KÖLESİ KILDIK'
Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni tasarlarken amaçlarının yaygın medyanın HDP ambargosu nedeniyle Türkiye ve dünya kamuoyuna dolaysız olarak duyuramadıkları hak ihlallerine eylemli olarak dikkat çekmek olduğunu söyleyen Kürkçü, "Bizim kendi imkanlarımızla asla dört başı mamur olarak gerçekleştiremeyeceğimiz bu eylemimize verdiği sınırsız destek için Türkiye 'şeysi'ne ne kadar teşekkür etsek azdır. Dünya İzmir’in orta yerindeki şu kafesin içinde polis kıtaları eşliğinde kuşatılanların ülkenin üçüncü büyük siyasi partisinin milletvekilleri olduğunu öğrendiğinde soracaktır elbet; 'Türkiye’de ne var demokrasi mi, bu neyin demokrasisi' diye?" dedi.
Vekilleri tecrit altında tuttuklarını sananlar olduğunu belirten Kürkçü, "Onlar bizi buraya hapsettiklerini bizi tecrit ettiklerini sanadursunlar, biz bu duruşumuzla, bu onurlu varoluşumuzla onları kendi vicdansızlıklarına ve adalatesizliklerine hapsettik. Hiç bir zor kullanmaksızın, bir kötü söz bile etmeksizin onları kendi zorbalıklarının kölesi kıldık. Geçmiş olsun" dedi.
'FAŞİST BİR ŞEY'
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Türkiye "şeysi" diye hitap eden Kürkçü, şöyle konuştu: "Türkiye’nin bilinen devlet kategorilerinden hangisine girdiği sadece siyaset bilimi açısından değil, Tayyip Erdoğan rejiminin kendisini adlandırması açısından da bir muammaya dönüştü. Durmaksızın bağıran, höyküren, tehdit eden, bir partinin genel başkanı olan bir şahıs ile onun eşi, oğulları, kızları, damatları, gelinleri, eniştesi, eltileriyle oturduğu bir Saray'dan, hiç kimsenin bilmediği usullerle yönetilen; ordusu ve donanmasının kapısında polislerin general hapsetmek için pusu kurduğu, 12 vekili hapiste, onlarcasının hapis tehdidi altında olduğu, tarafsızlık yemini altındaki Cumhurbaşkanı'nın Saray'ından parti yönettiği, Başkanı olduğu şeyin ülke mi devlet mi olduğunu kendisinin bile bilmediği, kendisini Türkiye Başkanı sandığı bir şeye ancak ‘şey’ denebilir! Faşist bir şey."
'BU BİR SÜREKLİ KRİZ REJİMİDİR'
Erdoğan’ın “başlıca suç ortağı” olarak nitelendirdiği MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin herkesten daha açık bir dille bu suç ortaklığını itiraf ettiğini söyleyen Kürkçü, Tayyip Erdoğan’a, "Sayın Cumhurbaşkanı fiilî başkanlık durumundan vazgeçmeyecekse fiilî duruma hukuki bir boyut kazandırılmalıdır. Her gün suç işleyen bir yönetimden söz edilemez. Ya Anayasa Cumhurbaşkanına uyacak ya Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uyacak. Varsa bir teklif, gelsin değerlendirelim'. 20 Temmuz 2016 darbesi ve 16 Nisan 2017 hileli referandumuyla birlikte Erdoğan ve Bahçeli, parlamento dışındaki destekçileriyle birlikte suçun yasa haline geldiği bu haramilik düzenini topluma dayattılar. Bu düzen her gün yeni bir suç işlemeden, toplumun geri kalanının haklarını çiğnemeden sürdürülemez. Bu bir sürekli kriz rejimidir. Olağanüstü bir rejimdir. Hayali istikrarına ancak faşizmin tepeden tırnağa bütün topluma giydirilmesiyle bir olağanüstü devlette kavuşabilecek bir rejimdir bu" diye konuştu.
'TOPLUMUN FAŞİZME BOYUN EĞMEYE RAZI DEĞİL'
Mevcut rejim altında Türkiye'nin Dünya Hukuk Devleti Endeksi'nde 113 ülke arasında Rusya, İran, Kenya gibi ülkelerin de gerisine düştüğünü kaydeden Kürkçü, "Yeni rejim için yapılan referandum açıkça hileyle sonuçlandırılırken ve yüzbinlerle insan ve aileleri Saray’ın hışmına uğradıkları için sivil ölüme mahkum edilirken, Vicdan ve Adalet çağrısının toplumun vicdanında karşılık bulmasının, toplumun sanıldığı, dışarıdan bakıldığında görüldüğü gibi faşizme boyun eğmeye razı olmadığının çok güçlü bir göstergesi oldu" dedi. 16 Nisan referandumunun galibi olduklarını vurgulayan Kürkçü, bütün dünyada şüpheyle karşılanan referandum sonuçlarının Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bir hırsızlık menkıbesi olan "Atı alan Üsküdar'ı geçti" sözü ile savunulmasının referandumun çalındığının bizzat itirafı olduğunu kaydetti.
'ERDOĞAN REJİMİ GÜCÜNÜ HAKSIZLIĞINDAN ALIYOR'
AKP’nin kendi kamuoyu araştırma şirketinin en son araştırmasının gösterdiği gerçeğin AKP’nin en son seçime göre yüzde 15 oy kaybetmiş olduğunu söyleyen Kürkçü, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a şu sözlerle yüklendi: "Seçim adaleti ve seçim güvenliğinin sağlandığı hiçbir seçimi kazanamayacağını bildiği için, her gün anketlere bakıp hırstan mosmor kesildiği için AKP Genel Başkanı Sevgili eşbaşkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ve vekillerimizden sonra CHP milletvekilleri ve Genel Başkanı’nı da hapisle tehdit etmeden duramıyor. Erdoğan rejimi gücünü haksızlığından alan bütün diktatörlükler gibi iki dayanak üzerinde duruyor. Birincisi şiddet, ikincisi ultra-milliyetçilik. Her ikisini de mazur ve meşru göstermek için daimi bir iç ve dış savaş tehdidini sürekli besliyor" diye konuştu.
'SUÇSUZLAR İTTİFAKINA KUVVETLE MUHTACIZ'
Erdoğan-Bahçeli-Ergenekon ittifakının HDP’nin Kürt halkının hak taleplerinin eşit yurttaşlığa dayalı Demokratik bir Cumhuriyette ortaklaşma çağrısının benimsenmesinden paniğe kapıldığını belirten Kürkçü, bu nedenle Kürt kentlerinin yakıldığını kaydetti. Erdoğan'ın Almanya seçimlerine yönelik değerlendirmelerine de değinen Kürkçü, "Kendi meczup siyasetlerine destek vermediği için Almanya seçimlerine burunlarını sokuyor, Türkiyelileri Alman müesses nizamı karşısında bir dayanak olarak gördükleri sol partilere değil, kendi kurdukları faşist partiye ya da Alman faşistlerine oy vermeye çağırıyorlar. Böylece Merkel’e de bir ders vereceğini sanan Erdoğan’a akılsız danışmanları 61 milyon seçmenin oy kullandığı Almanya’daki 1,5 milyon civarında Türkiyeli seçmen olduğunu ve bunların sadece yüzde 7’sinin Merkel’in partisine oy verdiğini söylemeyi unutmuş olmalılar. Almanya’da ve bütün dünyada herkesin alay ettiği bir 'şey'in uyruğunda yaşamaya mahkum değiliz. Bunun için bir suçsuzlar ittifakına kuvvetle muhtacız" dedi.
'KÜRDİSTAN'IN DOĞASI EGE'NİN, EGE'NİN DOĞASI KÜRDİSTAN'IN'
Kürdistan'daki orman yangınları ile tarihi kültürel yapıların yok edilmesi ve Hasankeyf'te kendini zincirleyen HDP Milletvekili Mehmet Ali Aslan'ın eylemini de hatırlatan Kürkçü, "Ege'nin ekolojistleri, çevrecileri Ege'nin toprağı suyu için gösterdikleri özeni Dersim'in doğal yaşamı ile de göstersinler. Gecikmiş olabilirsiniz ama bir sonraki yangının çıkmasını önleyebilirsiniz. Kürdistan'ın doğası Ege'nin, Egenin doğası Kürdistan'ın. Hasankeyf’teki kültürel mirasın savunulması bizim vidan ve adalet talebimizin bir parçası. Mehmet Ali Aslan'ın kendisini orada zincirlemesi Hasankeyf'in on binlerce yıllık izlerini korumaya yetmeyebilir ama bir kere işaret fişeği konmuştur" dedi.
Tüm kesimleri adalet ve vicdan nöbetine destek vermeye davet eden Kürkçü, "Eşbaşkanlarımızı ya oradan alıp ya da oraya girip oraya girinceye, dağıtıncaya kadar bu mücadele devam edecek. Hepinizin aklına, yaratıcılığına ihtiyacımız var. Bizi dayanışmadan mahrum bırakmayın" dedi.
Nöbet gün içinde ziyaretlerle devam edecek.