Baydemir: Erken seçim değil baskın seçim hazırlığı var

ANKARA - HDP Sözcüsü Osman Baydemir, AKP'nin erken seçim yerine baskın seçim hazırlığı içerisinde olduğunu kaydetti. Baydemir, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun tutuklanma ihtimaline de işaret ederek, "Bu tehdit ortadan kalkmış değil. Bu ihtimal Demirtaşlar, Yüksekdağlar, bütün muhalefet özgür olduğunda legal demokratik siyasetin başına geçtiklerinde ortadan kalkar" dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü ve Urfa Milletvekili Osman Baydemir, Vicdan ve Adalet Nöbeti sonrasında parti olarak yapacakları etkinlik ve gündemdeki diğer başlıklara ilişkin dihaber'in sorularını yanıtladı.

* Bir ay süren Vicdan ve Adalet Nöbeti eyleminiz sona erdi. Nöbet alanlarındaki tabloyu değerlendirirsek, nasıl bir sonuç ortaya çıkardı?

Vicdan insanı insan yapan öz kimliğidir. Neredeyse 2 yıllık zaman diliminde AKP-MHP koalisyonunca sadece demokrasi ve Kürt halkına saldırı yok, insanın öz kimliğine saldırı var. Eğer bir yerde insanlar diri diri yakılıyorsa, kentler yerle bir ediliyorsa, bu demek ki aynı zamanda insanlığa bir saldırıdır. Hukuk ve hukukun üstünlüğü bir siyasi partinin sopası haline geldiyse, bu adalete saldırıdır. HDP, 7 Haziran’dan bu yana faşizme boyun eğmedi. Vicdan ve adalet çabasını kesin bir şekilde sürdürdü. Vicdan ve Adalet Nöbeti de özü itibari ile eşitliğe, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ama insanın öz kimliğine sahip çıkma çabasıydı. Bu çabanın birinci etabını tamamladık.

21’inci yüzyıla kadar gerek Türkiye'de gerekse de dünyada insanlığın bedel ödeyerek elde ettiği tüm kazanımlar son 2 buçuk yıldır Türkiye’de ağır saldırılar altındadır. Faşizm, Türkiye’de icat olan bir baskı yöntemi değildir. Dünyanın pek çok yerinde uygulanan ve sonuçları itibariyle de hüsranla sonuçlanan bir rejimdir. Faşizme karşı direniş de HDP ile başlayan bir gelenek değildir. Faşizmin olduğu günden bu güne değin faşizme karşı direniş vardır. Dolayısıyla o dünya deneyimine ve ülke deneyimimize baktığımızda ve son bir aylık deneyimize baktığımızda bir kez daha açığa çıktı ki faşizm ile mücadele ancak demokrasi güçlerinin, ‘ben insanım’ diyen ve vicdan sahibi olan her kesimin ortak çabası ile sonuç elde edilebilir. Vicdan ve Adalet Nöbeti’mizin ortaya çıkardığı bir başka şey daha vardır. Kim savaş istiyor, kim savaştan, çatışmadan besleniyor, vicdan ve adalet nöbeti bir kez daha bunu açığa çıkarmış oldu. AKP hükümetinin legal demokratik siyasetin tüm kanallarını tıkatmakla ve legal siyaset kanalını tıkatma ısrarını sürdürmekle, savaştan, çatışmadan, kutuplaşmadan beslendiği Vicdan ve Adalet Nöbeti ile bir kez daha ortaya çıktı. Çünkü İstanbul, Van, İzmir ve Diyarbakır’da ağır tecrit koşullarında nöbet tutuldu.

Zaten başlangıçta MYK’mız, Parti Meclisimiz ve bileşenlerimiz ile bu kararı aldığımızda açıkçası ağır tecrit koşullarına tabi tutulacağımızı biliyorduk. Özü itibari ile bu direniş seçilmişlerin direnişiydi. Biz ülke faşist bir cephe tarafından yönetiliyor dediğimizde soyut kalıyordu. Kimileri anlamak istemiyorlardı. Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin etrafına örülen bariyerler, insanların içeri alınmaması, bariyerlerin dışında insanların el sallamalarına reaksiyon göstermesi, gözaltına alınması faşizmin nasıl bir illet olduğunu tüm çıplaklığı ile açığa çıkarmış oldu. Çünkü nöbet alanı üstü açık cezaevi halindeydi. Bize gelen ziyaretçiler F tipi cezaevi girişlerinde nasıl bir engelleme ile karşılaşıyor ise Vicdan ve Adalet Nöbeti'ni ziyaret ettiklerinde daha ağır uygulamalar ile karşı karşıya kaldılar. Dolayısıyla Vicdan ve Adalet Nöbeti'nin ortaya çıkardığı bir başka gerçek ise Türkiye’nin cezaevine dönüştürüldüğü gerçeğiydi.

* CHP'nin üst düzey olmasa da kimi isimlerle eyleminize destek verdiğini gördük. Siz kalabalık ve en üst düzeyden bir katılımla CHP'nin Adalet Yürüyüşü'ne destek vermiştiniz. CHP'nin nöbet eyleminize karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şunun çok iyi ve net görülmesi gerekir ki Vicdan ve Adalet Nöbeti bir realiteyi daha açığa çıkardı; o da batı yakasında tüm demokrasi güçlerine karşı bir susturma politikası hükümet tarafından yürütülüyor. Ancak Kürdistan'da uygulanan politikanın bir OHAL rejimi değil, bir sıkıyönetim rejimi olduğu açığa çıktı. İkinci bir husus Türkiye’nin batı yakasında parlamentonun ikinci büyük partisi temsiliyet açısından Ankara’dan İstanbul’a bir yürüyüş gerçekleştirdi. Bu yürüyüşünde kolluk adeta kolaylaştırdı. Oysa Vicdan ve Adalet Nöbeti özelikle Kürdistan’da ve Türkiye’nin batı yakasında kriminalize edilmeye çalışıldı. Toplumla buluşmamamız için her türlü hukuksuzluk uygulandı. Örneğin nöbetimiz heronlar ile izleniyordu. Bu aynı zamanda Kürt düşmanlığının da bir kez daha teşhir edilmesini açığa çıkardı. Buradaki önemli teşhis şudur; ana muhalefet partisi açısında demokrasinin, eşitliğin, adaletin olmazsa olmazı, kimden gelirse gelsin bu talepleri savunanların yanında durabilmek meselesi açısında da bir imtihandır.

* CHP bu imtihandan geçti mi?

Bu imtihan verildi mi, verilmedi mi? Bunun yanıtını ben vicdan sahibi olan demokrasi güçlerine bırakıyorum. Yanıtını, HDP sözcüsü olarak değil, toplum versin, demokrasi cephesi versin diye çağrı yapıyorum.

Şimdi mesele şu; AKP-MHP faşist bloku şerden besleniyor. Adaletsiz bir yönetim inşa etmiş durumda, bakın faşizmi inşa ediyor demiyorum inşa etmiş. Yeni bir devlet inşa etmiş inşa edecektir demiyorum inşa etmiş ve faşizmi geriletme gibi bütün demokrasi güçlerinin bir ödevi var. Taktik olarak AKP-MHP bloku demokrasi, özgürlük, adalet talebini ortaya koyanları kendi içerisinde kriminalize ediyor. Peki hal böyle iken birbirinden farklı tüzel kişiliğe sahip olan gerek siyasi partileri, gerek sivil toplum örgütleri, AKP-MHP blokunun algı operasyonlarından etkilenerek yan yana durmayışı, kime hizmet eder. Bu sorunun cevabını ben yine vicdan sahibi olan insanlarımıza, halkımıza, demokrasi güçlerine bırakıyorum. Bizim duruşumuz, insan hakları, barış, adalet, onurlu bir barış talebi kimden gelirse gelsin ve hükümet ne derse desin biz o talebin yanındayız. Biz ilkeler düzleminde, o taleplerin yanındayız. O talepleri ifade edenlerin yanındayız.

* Bir kaç gün sonra CHP'nin Adalet Kurultayı var. Buraya katılacak mısınız?

HDP, yetkili kurullarında elbette tartışacaktır ve kararı kamuoyu ile paylaşacaktır. HDP’nin tüzel kişilik olarak bir yerde olabilmesi için davet edilmesi lazım. Çok açık ve net. Bir kez daha söylüyoruz; bizim ilkeler düzeyinde demokrasi güçleri ile eşitlik, özgürlük ve onurlu bir barışın inşası için ortak çaba içerisinde olmayı bir görev olarak görüyoruz. Faşizm bu ülkede gerilemeyinceye kadar biz durmayacağız var gücümüzle çabamızı sürdürmeye devam edeceğiz. Bakın altını çizmeye gerek duyduğumuz bir durum daha var. Devlet mekanizması dediğimiz mekanizma, çağın gerekleri açısından değerlendirdiğimizde aynı zamanda bir hukuk mekanizmasıdır. Çünkü devleti meşrulaştıran yasalardır ve devleti demokratikleştiren de yasalarının çağcıl olması, çağın ihtiyaçlarına cevap vermesi, çoğulculuğu koruma altına alması ve hukuk mekanizmasının devlet erklerinin icraatlarında bir denge denetleme sistemi kurması ile meşruiyetini sürdürebilir. Mesele artık bir partiye baskı uygulama meselesinden çıkmıştır. Mesele bir faşist blok var ve o faşist blok devlet mekanizmasını gayri meşrulaştırmıştır.

* Çok iddialı bir söz...

Evet, çok iddialı bir söz gayri meşrulaştırmıştır. Bakın OHAL bir gayrimeşruluktur. KHK'ler gayrimeşruluktur. 150 bini aşkın insanın işinden attırılması gayrimeşruluktur. Yani devlet dediğimiz mekanizma hukuk zemininden tamamen çıkmıştır. Bugün Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların, HDP milletvekilleri ve belediye başkanlarının cezaevlerine konulması devlet dediğimiz mekanizmayı gayri meşrulaştırmıştır. Düşünün ne için seçimler vardır? Yönetimi meşrulaştırmanın aracıdır. Eğer Diyarbakır, Van, Mardin’de seçimle gelen belediye başkanını sen görevden alıp onun yerine kayyum atıyorsan, meşruluk zeminini ortadan kaldırıyorsun. Tüm demokrasi güçlerinin çok iyi görmesi gerekiyor ki mesele sadece HDP’ye saldırma meselesi değildir. Hani diyorlar ya 'devletin beka sorunu var' Yalan, devletin beka sorunu falan yok, devletin adalet sorunu var. AKP-MHP faşist blokunun uygulamaları ile devletin meşruiyet sorunu var. Demokrasi güçlerine düşen görev, meşruluk zemini için mücadele vermektir. Meşruluk zeminin oluşabilmesi için de Kürdü kapsayan bir hukuksal siyasal sistem gerekiyor.

Eğer siyasal ve hukuksal sistem Kürdü kapsamazsa, Kürdün seçilmişini cezaevine koyacaksa, Kürdün belediye başkanını görevden alıp yerine kayyum atayacaksa meşruiyet sorunu ortadan kalkar. Meşruiyet sorununun ortadan kaldırıldığı tüm toplumlarda son, maalesef hüsran olmuştur. Aynı uygulamayı biz Saddam’ın Baas rejiminde gördük, sonu hüsran oldu. Enfal’i, Halepçe’yi uyguladılar. Ne diyorlardı bu uygulamaları yaparken 'devletin beka sorunu var' diyorlardı. Yalan söylüyorlardı. Sadece ve sadece kendi faşist rejimlerinin bir adaletsizlik sorunu vardı. Bu adaletsizlik sorunu devletin meşruluk durumunu ortadan kaldırdı. Devletin meşruluğunun ortadan kaldırılması dış tüm müdahalelere de açık hale geldi. O halde yapılması gereken şey, mazlumun kimliğine bakılmaksınız onun yanında yer alabilmektir. Demokrasinin gereği budur. Demokrat olmanın gereği de budur. Adaleti, vicdanı savunmanın gereği de budur. Kim ne diyorsa desin zalime karşı mazlumun yanında durabilmek, kol kola, omuz omuza yürüyebilmek.

* Nöbet eyleminin birinci aşamasını tamamladığınızı söylediniz. Bundan sonraki aşama neyi kapsıyor?

Durmadık mutlak surette faşizmi durduracağız. Legal demokratik siyaset özgürleşinceye kadar yani eş genel başkanlarımız, partililerimiz, belediye başkanlarımız şu an itibari ile 6 bini aşkın partili arkadaşımız cezaevindedir. 750’yi aşkın il-ilçe yöneticimiz, eşbaşkanımız tutuklu bulunmaktadır. Bunlar özgürleşinceye kadar mücadelemiz devam edecek. Tecrit ortadan kaldırılmadığı sürece devam edecektir. Onurlu bir barış inşa edilinceye kadar mücadelemiz devam edecek. 200’ü aşkın yerleşim biriminde kimi yerde mitingler, kimi yerde sempozyumlar, kimi yerde halk toplantıları ile halkımızla bir araya geleceğiz. Son yapacağımız PM ve MYK toplantımızda netleşmiş takvimimizle birlikte yolumuza devam edeceğiz. Ya cezaevlerindeki bütün arkadaşlarımız özgür olacak ya özgür olacak. Bunun bir arası yok.

* Türkiye'de oldukça sıcak gündemler var. Bunlardan birisi bir kaç gündür İran ve Türkiye'nin ortaklaşa Kandil ve Şengal'i kapsayan bir operasyonu tartışılıyor. Türkiye ve İran'ın bu girişimi ne anlama geliyor ?

Ankara-Tahran buluşmaları hayır buluşmaları değildir. Bir kere bunu bütün Kürtlerin bilmesi gerekiyor. Skyes-Picot ruhuna sahip çıkma arayışlarıdır. Bağdat Paktı’nı bir kez daha canlandırma arayışlarıdır. Kürt düşmanlığı politikalarının çabalarıdır. Ankara hükümeti büyük bir tarihi fırsatı heba etti. Altın tepside sunulan tarihi bir fırsattı; 2013 yılında Diyarbakır Newrozunda Sayın Öcalan'ın barış ve demokrasi manifestosu diyebileceğimiz deklarasyonda ifade etmiş olduğu ve etki gücü en az bin yıl sürebilecek bir ittifak önerisinde bulundu. Bu öyle bir ittifak önerisiydi ki hiç bir halkın aleyhine olmayan bir ittifak önerisiydi. Bütün halkları kapsayan bir öneriydi. AKP iktidarı tek başına iktidar olma uğruna ve Suriye'de Kürtler statü sahibi olmasın, Kürt düşmanlığı üzerinden elinin tersiyle ittiği bir fırsattır. Şimdi 80 yıllık aşırı dozda Kürt düşmanlığı politikası ile toplumun kendisi adeta zehirleniyor. Bu görüşmeler toplumu zehirlemenin politikalarının dışa vurumundan başka bir şey değildir.

40 yıl boyunca uygulanan Bağdat Paktı hangi sonuncu doğurdu ki bunun sürdürülmesi hangi sonucu doğuracak. Kürt düşmanlığı yapmış her siyaset kaybetmiştir, kaybetmeye mahkumdur. Kürtlerin özgürlük talebi çerçevesinde olaya baktığımızda demokrasiye karşıtlıktır. Vicdan sahibi olmaya, adil olmaya karşıtlıktır. İnsani olmaya karşıtlıktır. İnanca karşıtlıktır. Kürt karşıtlığı Ortadoğu'da şirktir. Senin her şeyin olacak, kardeşimdir diyeceksin ama onun statü sahibi olmasını kendinin 'beka' sorunu olarak göreceksin. Bu ne sahtekarlıktır. Hani kardeştin? Senin kardeşin kendi eyaletinde kendi dili ve kültürüyle bir bütünün parçası olacak sen bunu kendine tehlike olarak göreceksin. Nasıl bir kardeşlik anlayışıdır? Bu politikanın özeti Kürt düşmanlığıdır?

* Operasyon tartışması tam da Federe Kürdistan Bölgesi'ndeki referandumun arifesinde gündeme geliyor. Bu aynı zamanda referandumu erteleme girişimi olabilir mi?

Ellerinden gelen her şeyi yapacaklar? Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Lakin bu politika hayırlı sonuçlara da yol açabilir.

* Nasıl sonuçlar?

Gerek Tahran, Bağdat, Ankara gerek Şam. Neredeyse 70 yıldır kimisi açısından 100 yıldır Kürtlere karşı paralel bir politika izleniyor. Zaman zaman Ankara siyasetine bakıyorsunuz; A siyasetini destekleyen Kürtleri 'bölücü' olarak görüyor ama B siyasetine destek veren Kürtleri 'makul Kürt' olarak görüyor. Referandum kararı ve karara Ankara ile Bağdat'ın, Tahran ile Şam'ın ortaya koyduğu ortak duruş gösterdi ki aslında bu rejimler açısında 'iyi Kürt kötü Kürt' yoktur. Özgürlük isteyen her Kürt onlar açısından bir tehdittir, tehlikedir. Gerçek yüzleri bir kez daha açığa çıkmıştır. Bu açından Kürtlerin kendilerine dönüp yine hiçbir halkın aleyhinde olmayan bir noktada ortak paydalarda buluşması lazım. Daha doğrusu bu buluşma bir ödevdir. Bundan kaçınmak bugüne kadar bütün Kürdistan coğrafyasında verilen tüm bedellere karşı en hafif deyimiyle hürmetsizliktir. Her Kürdün ulusal birlik için çaba sarf etmesi gerekir.

Kürtlerin birinci mecburiyeti ulusal ittifaktır. Ortak paydalarda buluşmak, ortaklaşmaktır. Kürtlerin ulusal ittifakı demek iki şey demek değildir; hiçbir halk karşıtlığı değildir. İkincisi de her bir parçadaki çözüm bir diğer parçadaki ile mutlaka aynı olmak durumunda da değildir. Koşullar, ihtiyaçlar, zeminler birbirinden farklıdır. Örneğin, Güney Kürdistan'daki referandumda halkın ortaya koyacağı irade neyse Kuzey Kürdistan Kürdü olarak kabulümdür. O iradeye saygı duyarım. O iradenin hayat bulması için benim üzerime düşen ne varsa kardeşleri olarak kayıtsız, koşulsuz yerine getirmenin çabası içerisinde olacağım. Ama bu demek değildir ki aynı çözüm Rojava'da da olsun, Kuzey'de de olsun. Her parçanın kendine göre sosyal zeminleri vardır. Ancak bir parçadaki özgürlük diğer parçalarda hükümetler açısında daha insani bir yaklaşım göstermelerine katkı sunacaktır, yol açacaktır.

* Van'daki nöbet eyleminde bizzat siz Kılıçdaroğlu'nun tutuklanabileceğini gündeme getirdiniz ve bir kaç gündür de bu konu yoğunca tartışılıyor. Böyle bir ihtimal var mı?

Bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda şaşırmayacağımı ifade etmiştim. Doğrusu benim bu ifademe şaşıranlar oldu. Üç gün sonra AKP Genel Başkanı, ‘bu iş Kılıçdaroğlu'na da sirayet edebilir’ dedi. Çok açık ve net bir şekilde tutuklama tehdidinde bulundu. Bana göre; bu kuru bir tehdit değildi. Halen de bu tehdit ortadan kalkmış değil. Bu ihtimal ne zaman ortadan kalkar? Selahattin Demirtaşlar, Figen Yüksekdağlar yani bütün muhalefet özgür olduğunda, legal demokratik siyasetin başına geçtiklerinde bu ihtimal ortadan kalkar. Çünkü Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nde kayyum olduğu müddetçe İzmir'e, Çanakkale'ye kayyum atanma riski vardır. Bu görülmediği müddetçe eksik okuma var demektir. Eksik okumayla faşizm geriletilemez.

Biz eş başkanlarımızın özgürlüğü için mücadele yürütürken aynı zamanda rakibimiz olan siyasi partilerin de serbest siyaset yapabilmelerinin mücadelesini veriyoruz. Çünkü demokrasi böyle bir şeydir. Demokrat olmanın ölçütü çoğulculuğu savunmaktır. Bu açıdan bugün HDP'ye reva görülen saldırı yakın gelecek diğer bütün muhalif kesimlere de sirayet edebilir. İnsan hakları savunucularının tutuklu olduğu bir ülkede muhalefet kendi görevini mi yürütecek. İnsan hakları anıtının kendisi şu anda tutuklu. 90'larda bile bu uygulama yoktu. Muhalefete serbest siyaset yapabilme zeminin sunabilmemiz için eksiksiz, şartsız bütün demokrasi güçlerinin şu anda mağdur olan herkes için açıktan mücadele etmesi gerekiyor. Kaygıyla hareket etmek sonuç alıcı olmayacaktır.

Erdoğan, 'Kılıçdaroğlu'nun tutuklanması gündemimde yok' diyor. Bu başlı başına bir itiraftır. Demek ki Demirtaş'ın, Yüksekdağ'ın tutuklanması senin gündemindeydi. Yargının hangi aşamaya geldiğinin ispatıdır. Onun için ‘ben demokrasiyi, adaleti savunuyorum’ diyen herkes bir gram samimi ise çıkacak meydanlara 'Selahattin Demirtaş'a özgürlük' diyecek.

* Bir de erken seçim tartışmaları var. AKP'liler bunu kabul etmese de zaman zaman gündeme geliyor. Erken seçim olasılığı var mı?

Bugün Demirtaş'ın, Yüksekdağ'ın halen cezaevinde oluşu, belediye başkanlarımızın halen tutuklu olması aynı zamanda HDP'ye karşı tutuklamaların devam etmesinin iki temel nedeni vardır. Birincisi referandum idi ikincisi erken seçim değil, baskın seçim var. Baskın seçim hazırlığıdır bu aynı zamanda.

* Bu konuda bir takvim var mı?

Ben takvim vermek istemiyorum ama bunun adı erken seçim olmayacak. Baskın seçim olacaktır.

* Baskın seçim diyorsunuz? Az önce yüzlerce HDP'linin de tutuklu olduğunu söylediniz. HDP olası bir baskın seçime hazır mı?

HDP her gün hazırdır. HDP hiçbir zaman durmadı ki. HDP 8 Haziran sabahından bu yana durmayan, mücadele eden bir partidir. Referandum öncesi araştırma şirketleri ne diyordu, halk hepsini boşa çıkardı. Kayyum atanan yerlerde halk kırmızı kartı gösterdi. Çok açık söylüyorum; biz seçimden kaçacak bir siyasi parti değiliz. Biz halkımızın iradesinden zerre kadar çekinecek bir hareket değiliz. Bizi getiren de görevden alacak da halkımızdır. Lakin ortada bir seçim zemini yok. Demokrasi güçlerinin bunu anlaması lazım. Hangi koşullarda seçim yapılacak. Kalem oynatanın cezaevine konulduğu bir ortam. Bir parti devleti. Seçim sonuçlarını saymakla görevli olan tarafsızlığını yitirmiş bir YSK var. Böylesi bir ortamda yapılacak olan seçim değildir. 16 Nisan'daki tercihlere saygı gösterildi mi ki 16 Nisan'dan sonraki tercihlere saygı gösterilsin.

Halkın iradesine saygı gösterdi mi ki bundan sonra saygı göstersin. Bu yüzden demokrasi güçlerinin esas mücadelesi seçimden ziyade seçime gidene kadar faşizmin geriletilmesi olmalıdır. Bu olmadan seçim güvenliği olmaz ki. Demokrasilerde seçimle gelen seçimle gider. Mevcut AKP-MHP koalisyonu 'seçimle gitmeyiz' diyor.

Hayri Demir / Selman Güzelyüz - dihaber