‘Fırat Kalkanı’nın bir yılı! 2017-08-24 12:42:49 HABER MERKEZİ - Resmi rakamlara göre 67 TSK mensubu ve 600 silahlı grup üyesinin yaşamını yitirdiği “Fırat Kalkanı” operasyonun üzerinden bir yıl geçti. Kobanê ve Efrîn'in birleşmesini önlemek için Cerablus, Ezaz, El Rai ve El Bab'ı alan TSK, şimdilerde desteklediği gruplar arasındaki çatışmaları engelleme ve halk isyanlarını bastırmaya çalışıyor. Türkiye'nin "911 kilometrelik Suriye sınırımızın tamamının YPG'nin eline geçmesine izin vermeyiz", "Fırat'ın batısına geçmesine izin vermeyiz" cümleleri ve DAİŞ'i bahane ederek Antep'in Karkamış ilçesinden "Huzur getireceğiz" diyerek Suriye topraklarındaki Halep'e bağlı Cerablus ilçesine girmesinin üzerinden bir yıl geçti. Operasyona 20 Ağustos’ta Antep’te gerçekleşen düğün katliamı gerekçe kılındı. Düğün katliamı üzerinden propaganda yürütülse de, geçen bir yıla rağmen Antep Düğün Katliamı soruşturmasında bir arpa boyu yol dahi alınamadı. Resmi rakamlara göre 23 Ağustos 2016 tarihinde başlayan “Fırat Kalkanı” operasyonunda 67 TSK mensubu ve 600 "Fırat Kalkanı" grubu üyesi yaşamını yitirdi. Cerablus, Ezaz, El Rai (Çobanbey) ve El Bab'a uzanan geniş bir toprak parçası da böylece TSK'nın denetimine girdi. 'MİNBİC'E YÖNELİNCE DİRENİŞLE KARŞILAŞTI' "Fırat Kalkanı" ismi verilen operasyonda Türkiye, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bünyesindeki çok sayıda gruba destek verdi. Operasyonun ilk günlerinde DAİŞ’in teslim ettiği Cerablus'u alan TSK ve desteklediği gruplar, zaman kaybetmeden yönünü Minbic'in kuzeyindeki YPG mevzilerine çevirdi. Efrîn ve Kobanê kantonlarının birleşmesini engellenemeye yönelik bu harekata YPG sert karşılık verdi. ABD'nin başını çektiği koalisyon güçleri ile sahada ortaklık yapan YPG direnişi büyütünce, ABD Sacur Suyu'nu sınır çizerek TSK ile YPG arasına girdi. TSK bunun üzerine yönünü DAİŞ'in elindeki El Rai, Ezaz, Dabix ve Bab'a dikti. Böylelikle Efrin Kobanê arasına girerek olası bir birleşmeyi engelleyecek, YPG'nin elindeki Minix, Eyn Deqnê, Til Rifat, Dêr Cemal kasaba ve köylerini alarak, Halep yolunu açık tutacaktı. 'GİRİLİR AMA...' Ortadoğu siyaset uzmanları, gazeteciler, akademisyenlerin "Girilir ama batağa döner", "Girişi olur çıkışı olmaz" söylemlerine rağmen Türkiye, DAİŞ'e karşı ciddi bir savaş sergilemeden Bab'ın sınırına kadar indi. Söz konusu alanlar Türkmenlerden devşirilen Sultan Murat Tugayı savaşçıları eli ile Arap ve Kürtlerden arındırıldı. Bir taraftan Efrîn'e bağlı köylerdeki Ceyş El Suwar (Devrimciler Ordusu) mevzilerini sürekli bombardımanla taciz eden TSK, aynı anda batıdan da Minbic'in batısındaki köylerde bulunan Minbic Askeri Meclisi güçlerine saldırdı. Bab operasyonu başladığında ise, TSK beklemediği bir DAİŞ direnişi ile karşılaştı ve ilk ağır kayıplarını verdi. DAİŞ'in karşılık vermesi üzerine ilerleme kaydedemeyen TSK, sonunda yine uzlaşma ile Bab'a da girdi. Böylece TSK, güneyinde rejim, doğusunda Minbic Askeri Meclisi ve batısında Ceyş El Suwar güçleri ile kapalı bir alanı kontrol etmeye başladı. TÜRKİYE BÖLGEYE İDARECİLER ATADI Bölge halkı tarafından da onaylanan TSK'nin birlikte hareket ettiği ÖSO güçlerinin, yurttaşları kaçırması, sorgusuz sualsiz işkence etmesi, hırsız, talancılık ve çete faaliyetleri temel sorun oluşturdu. Bu güçler girdikleri kent, kasaba ve köylerde ganimet avına çıktı. Halk yerinden yurdundan edilirken, bir süre sonra gruplar bir birleri ile çatışmaya başladı. Halkın öfkesini dindirmek için Türkiye sınırlarında eğitilen özel güçler Cerablus, Ezaz, El Rai'ye girmeye başladı. Türkiye direk atadığı kent idarecileri eli ile, bölgedeki eğitim başta olmak üzere, diğer alanları kontrol etmeye başladı. ÖSO gruplarına güvenmeyen Türkiye, bölge kentlerini Misak-ı Milli sınırlarındaki kentler gibi idare etmeye başladı. BİR TARAFTAN TSK BİR TARAFTAN ÖSO! Bu da bölge halkı tarafından kabul görmedi. Bölge halkı Esad'ın Baas zulmüne isyan etse de her ülkenin yurttaşı gibi kendi bayrağı altında, kendi dili ile yönetim, eğitim ve kültür istedi. "Fırat Kalkanı" operasyonu sürerken, Halep'teki grupları rejim ve Rusya'nın insafına bırakan Türkiye'ye ÖSO’nun tepkisi de arttı. ÖSO bölgede alan hakimiyeti sağlama, talanı hızlandırma pratiği sergilemeye başladı. Bir taraftan Türkiye uygulamaları, diğer taraftan ÖSO talan ve zulmü ile sıkışan halk, isyan etmeye başladı. "Çıkışı olmaz" denilen bölgede Türkiye'nin kontrolü sağlama ve kantonların birleşmesini engelleme görevi, gruplar arasındaki çatışmaları engelleme, halk isyanlarını bastırma görevine dönüştü. Halep, İdlip, Dêra, Şehba bölgelerinde alan kapma arayışında bir birleri ile çatışmaları devam eden Türkiye destekli gruplar, öte taraftan halk isyanları, Şehba halklarının Demokratik Suriye Güçleri'ne (QSD) "Bizi kurtarın" çağrısı, Türkiye'nin büyük propaganda ile girdiği Şehba bölgesinden eli boş dönmesinin bile zorlaştığını gösteriyor. Erdoğan Altan - dihaber