HABER MERKEZİ - Son günlerde yaptığı paylaşımlarla beğeni ve dikkat çeken Serhad Eyalet Lordu, ilk kez dihaber’e konuştu. “Ölürüm Türkiyem” müziğinin çalıntı olduğunu paylaştıktan sonra hesabı yoğun saldırıya uğrayan Serhad, hikayesini anlattı.
Son günlerde sosyal medyada çokça gündem olan bir hesap var, Serhad Eyalet Lordu (@eyalet_lordu). Kürtlerin acılarını, kültürünü, tarihini, dengbêjlerini ve klamlarını hikayeleri ile birlikte anlatan Serhad, çalışmasını bir ileri aşamaya taşıdı. Serhad, asimilasyon politikaları sonucu Türkçeleştirilen Kürtçe stranları paylaşarak büyük beğeni ve ilgi topluyor. Bugüne kadar Kıraç, Bedran Mardini, Nihat Doğan, Mahsun Kırmızıgül, Serdar Ortaç gibi sanatçıların kimi müziklerinin Kürtçe olduğunu ortaya çıkaran Serhad, en son Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiyem” müziğinin Koma Dengê Qamişlo’nun “Dayê” stranına ait olduğunu yazdı. Ve böylece kıyamet koptu.
Mustafa Yıldızdoğan her ne kadar “Ben hiçbir zaman müziği bana ait demedim” dese de Wikipedia’da Selçuklu Müzik’ten çıkan “Türkiyem” kasetinin, Mustafa Yıldızdoğan'ın 1993 yılında piyasaya sürdüğü üçüncü albümü olduğu ve bütün parçaların müziklerinin Mustafa Yıldızdoğan'a ait olduğu yazıyor. Yine “Ölürüm Türkiyem” parçası için ise “Söz: Dilaver Cebeci / Müzik: Mustafa Yıldızdoğan” deniliyor.
Herkesin merak ettiği genç sosyal medya fenomeni Serhad Eyalet Lordu, hem kendisini hem yaptığı çalışmaları hem de dengbêjlerin hikayelerini paylaşırken nasıl çalınan müzikleri ifşa etme noktasına geldiğini ilk kez dihaber’e anlattı.
* Sosyal medyada yaptığınız çalışmalar nedeniyle fenomen haline geldiniz. Herkes sizi Serhad Eyalet Lordu olarak biliyor. Öncelikle kendinizi biraz tanıtır mısınız… Kimsiniz, nelerle uğraşırsınız?
Serhadlıyım. Ailem Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki isyanlar nedeniyle sürgün yaşamış bir aile. Ben de sürgün ve zulüm hikayeleriyle büyüdüm. Esnafım. Gündüz çalışan, gece de dengbêj dinleyen biriyim. Benim lise hayatım çok ilginçti. Birçok kentte okumak zorunda kaldım. Okul yönetimleriyle pek aram iyi değildi. Kimliğime ve kültürüme yönelik saldırılara tahammül edemediğim için gittiğim her okuldan atıldım. O yüzden liseyi dışarıdan bitirmek zorunda kaldım.
* Ne zamandan beri sosyal medya paylaşımlarınıza başladınız?
Aslında yaklaşık bir senedir Twitter’da paylaşımlarda bulunuyorum. Bu mecrayla pek ilgilenmiyordum. Bir ara Facebook’a girdim, beni sarmadı, herkes ilginç ilginç şeyler paylaşıyordu, kendi hayatını paylaşıyordu. Sonra Instagram’a girdim orada da fotoğraflar paylaşılıyordu. Twitter’e girince ve yaptığım paylaşımların olumlu tepki aldığını görünce hoşuma gitti.
* Nasıl oldu peki bu iş. Twittere sırf bu dengbêjleri paylaşmak için mi girdiniz?
Evet, ancak bu benim önerim değildi. Arkadaşlarımın önerisiydi. Sosyal ortamlarımızda arkadaşlarımın kimi futboldan kimi siyasetten kimi sinemadan söz ederdi. Herkes ilgi duyduğu alanlardaki gelişmeleri aktarıyordu. Ben de denbêjlere ilgi duyduğum için stranların, klamların hikayelerinden söz ediyordum ve bu dikkatlerini çekiyordu. Bir gün bir arkadaşım ‘Sen bu bildiklerini neden halkla paylaşmıyorsun, bizim gibi bilmeyen çok var bu hikayeleri’ dedi. Ben de bildiğim 10-15 klamın hikayesi var. Yarın öbür gün bunlar tükendi o zaman ne paylaşacağım deyip sıcak bakmadığımı söyledim. Ancak ısrar edince hemen Serhad Eyalet Lordu (@eyalet_lordu) hesabını açtım ve paylaşımlara başladım.
* Korktuğunuz oldu mu? 10-15 hikaye biliyorum diyordunuz. Ancak anlaşılan hala paylaşımlarınız kesintisiz sürüyor.
Evet, ben paylaştıkça ve bunun beğeni, takdir aldığını gördükçe daha fazla araştırma ihtiyacı hissetmeye başladım. Araştırdıkça da yeni hikayelere, yeni bilgilere ulaştım. Yani olumlu tepkiler omuzuma bir yük yükledi ve bu konuda bir boşluk hissettim. Ne yazık ki denbêjleri tanımayan ne kadar çok insanın olduğunu gördüm. Bilenlerin büyük bir bölümü de dengbêj deyince sadece Şakiro’yu biliyor. İlk akla gelen o oluyor. Ama araştırdıkça aslında Kürt kültürünün bir okyanus kadar büyük ve derin olduğunu anladım. Şakiro’yu araştırırken “Mamostem” dediği dengbêj Reso’yu tanıdım. Oradan Ağrı, Zilan, Dersim, Şêx Seîd isyanlarındaki kahramanları tanımaya başladım. İşkencelerde ser verip sır vermeyen kahramanlarımızı gördüm. Onların hikayelerini dinledim. Her stranın bir hiyakesi olduğunu gördüm. Êrîvan Radyosu’nun kültürümüzdeki yerini gördüm. Ve araştırdıkça, öğrendikçe zevk almaya başladım. Destek veren arkadaşların sayısı da her geçen gün artınca bir emek verdiğimi ve bu emeğin karşılığını aldığımı hissetmeye başladım.
* İsminiz de ilgi çekiyor. Neden Serhat Eyalet Lordu?
Serhad benim memleketim, diyarım. Oraya müthiş bir özlemim var. Ömrümün neredeyse 3’te 2’sini Serhad’a olan özlemle geçirdim ve hala bu özlem sürüyor. Eyalet; Serhad geçmişte bir eyalet olarak anılıyordu. Lord da biraz ‘Cesur Yürek’ filminden sonra bir arkadaşımın bana hitabından kaynaklıydı. Mel Gibson’un oynadığı Cesur Yürek filmi sinemalarda gösterildiğinde 3-4 kez izlediğimi bilirim. Çünkü bize çok hitap ediyordu. Her şeyi inkar edilmiş bir halkın neferi olarak özgürlüğe olan o tutku, o cesaret cezbediyordu. Cesur Yürek’i sinemada 3-4 kez izledim bu nedenle. O zaman arkadaşım bana hep ‘Lordum’ derdi.
* Dengbêjlere ilginiz nasıl başladı?
Aslında askerliğimi yaptıktan sonra annem sayesinde dengbêjlere ilgim başladı. Önceleri dengbêjleri bağıran kişiler, seslendirdikleri stranları da çok hızlı okudukları için anlaşılmayan klamlar olarak bilirdim ve pek sevmezdim. Ancak askerliği bitirdikten sonra annemi köyden kente getirdim. Ve ne yazık ki annem yaşadığım sitede tek başınaydı. Çünkü etrafında konuşacak, sohbet edecek, onun dilini Kürtçeyi bilen tek komşum yoktu. Sitenin tamamı Türk’tü. Annem de hiç Türkçe bilmezdi. Ben sabahları işe gittiğimde aklım hep annemde kalırdı. Onun yalnızlığını ne ile giderebilirim diye düşününce, annemin çok sevdiği dengbêjler aklıma geldi. CD’ler o zaman modaydı ve birçok şarkı alabiliyordu. Ben de CD’lere ne kadar dengbêj varsa yükledim ve anneme verdim. Ben işe giderken annem de ben dönene kadar oturur klamları dinlerdi. Sürekli bir hasret vardı ve ağlardı dinledikçe.
* Ve bir süre sonra “Annem neye ağlıyor” diye düşünmeye mi başladınız…
Evet. Ağlardı, gözyaşı dökerdi. Ve bir müddet sonra ben de annemle dinlemeye, sözlerine odaklanmaya başladım. Ve gördüm ki aslında anlatılan yazgımızmış, tarihimizmiş. Dinleye dinleye hangi dengbêj hangi stranı ne için söylemiş öğrenmeye başladım. Gittikçe de bu merakım arttı.
* Tekrar paylaşımlarınıza dönersek… Sonra sosyal medyada bu merakınıza başkalarını da ortak etmeye başladınız. Böylesi bir ihtiyacı neden hissettiniz?
Yukarıda da anlattım. Arkadaşımın ısrarıyla bu işe girdim. Bildiklerimi paylaşma, ihtiyaç üzerinden gelişti. ‘Bir hesap aç, bildiklerini paylaş hem vakit de geçirirsin iyi olur’ dedi arkadaşım. Onu dinledim ve paylaşımlara başladım. Bir süre sonra Kürt kültürüne ait görseller de paylaştım. Olumlu tepkiler alınca bu beni de motive etti. Sürekli daha yeni ne paylaşabilirim arayışım başladı. Örneğin Botan 9. Senfoni Orkestrası notu ile paylaştığım buğday biçme görüntüleri çok ses getirdi. Avrupa’da ya da memleketine hasret Kürtlerin büyük bir hasret yaşadıklarını anladım. İlk defa görenler vardı ya da geçmişte anne babası bu işi yapmış, ama unutmuş kişiler vardı. Bu ilgiyi görünce daha fazla paylaşmam gerektiğine inandım. Hatta bu görüntüleri anne babalarına izletebilmek için Whatssap grupları kuranlar çocuklar benimle temasa geçti. Kimilerinin sırf benim paylaşımlarım için anne babasına Twitter hesabı açtığını aktaranlar oldu. Bu artık bir görev haline geldi benim için. Yaşam tarzlarını, hikayelerini paylaştıkça hem onlar hem de ben motive oldum.
* Klişe bir soru olacak ancak en sevdiğiniz dengbêj ya da dengbêjler kimler?
Öyle bir ayrım benim için çok zor. Hele hele sonradan dengbêjleri ve yaptıklarını öğrenen biri olarak çok daha zor. Ancak hepsinin benim için ayrı bir değeri var. Örneğin Şakiro bir efsane, dengbêj Reso sadece bir dengbêj değil aynı zamanda bir filozof, Seid Axayê Cizîrê gökleri yırtan bir ses, bir çığlık, Şerê Biro en büyük vefa örneği, Nizamettin Ariç'a ayrı bir hayranlığım var. Burada bir parantez açayım. Ben ondan fötrünü istedim ama o bana imzalı bir CD’sini göndereceğini söylemişti. Abdullah Demirbaş aracı olmuştu. Ancak hala CD’sini bekliyorum. Delil Dilanar’ın sesi benim için çok kaliteli. Dengbêj Huseyno çok onurlu bir insan. Erzurum Radyosu ‘Gel bu eserlerini Türkçe paylaş sana istediğin parayı veririz’ diyor, ama o kesinlikle kabul etmiyor ve diyor ki ‘Bir halkı halk yapan stranlarıdır, kültürüdür.’ Hesenê Cizîrî’ye çok büyük vefasızlık yapılmış. Zaxo’da vefat ettiğinde 3 gün boyunca hiç kimsenin haberi olmuyor. 3 günün ardından kimsesizler mezarlığına defnediliyor. Eyşe Şan bextreş e (bahtı kara), Meryem Xan penaber (mülteci). Eşi müziğine karşı çıkınca Bağdat’a gidiyor ve Bağdat Radyosu’nda stranlarını seslendiriyor. Öldüğü gün sadece teyzesinin kızı yanı başındaydı. Mihemed Arifê Cizîri’ye büyük saygım var. İsa Berwarî var büyük ses, kültürlü. Ta o dönem Avrupa’ya gidip konserler veriyor. Baki Xido, her şarkı söylediğinde ‘Mendil getirin, acılarımı gözyaşı yapıp Fırat Nehri’ne dökeyim’ diyormuş. Ve daha onlarcası var. İsmini sayamadıklarımdan özür diliyorum.
* Sizin sesiniz nasıl. Siz de stran söyler misiniz?
Sesim çok kötü.
* Peki, bu paylaşımları yapınca destek aldığınız kişiler var mı? İlk günlerde yalnız olduğunuzu biliyorum. Ama tanındıkça destek de gelişti mi?
Artık destek verenler var. Selahattin ve Ekrem hocalarım var. Müzik konusunda araştırmaları ve uğraşları var. Onlardan önemli bir destek alıyorum. Hesabı kendim yönetiyorum ama zaman zaman işlerim yoğun olunca bir arkadaşıma verip, şunu şunu paylaş dediğim de oluyor. Kimden yardım istesem beni kırmıyor, herkes yardımcı oluyor, sağ olsunlar.
Mesela bir abim var. Onun sayesinde çok kısa sürede takipçi sayım arttı. İlk günden beri beni destekliyor. Rusya, Gürcistan, Güney, Rojhilat, Rojava’dan takip edip desteklerini sunanlar var. Hatta Rojava’dan savaşçılar ara sıra benim için dengbêj klamlarını seslendirip gönderiyorlar ve bu destek omuzumdaki yükü daha fazla arttırıyor. Daha fazla çalışmam gerektiğini salık veriyor.
* Bir eserin paylaşım sürecini anlatır mısınız?
İyice araştırmadan paylaşmıyorum. Çünkü bugüne kadar talan edilmiş kültürümü bir de ben yanlış tanıtmak istemiyorum. Bu kaygıyla yoğun bir araştırma sürecine giriyorum. Örneğin ‘Porê delala min sor e’ stranının öyküsünü paylaştım. O paylaşım için olayın geçtiği Siverek’i arayarak birçok kişi ile görüştüm. Paylaştıklarım bugüne kadar yanlış çıkmadı. Zaten hesabın tutulma nedeni de bu. Mihemedo parçasının öyküsünü aylarca araştırdım. Adıyaman yöresinde geçen bir kahramanlık olayını anlatıyor. O yöreden yaşlı insanlarla konuştum. Ve aslında Mihemedê Enabî’dir. Kimi Yaşar Kemal’in İnce Memed’ine benzetir.
Hesenîko stranı yine öyle. Bugüne kadar iddialarımı çürüten kimse çıkmadı. Çünkü ben hemen paylaşayım çok takipçim olsun derdinde değilim. Ben kültürümü yanlış tanıtamam. O yüzden dikkat ediyorum.
* Bazen çok eski görüntüler de paylaştığınız oluyor. Yine inşaatta çalışan bir işçi, duvar dibindeki bir çocuğun sesini takipçilerinize ulaştırıyorsunuz. Bu görüntülere nasıl ulaşıyorsunuz?
Kimisini Youtube’den buluyorum, kimisini de direkt görüntülerin sahipleri bana ulaştırıyor. Örneğin kendi düğünlerinden, köydeki oyunlarından görüntü almış ve bugün kültürlerinin bilinmesini isteyenler oluyor. O görüntüleri bana gönderiyorlar ve ben de paylaşıyorum.
* Bir süre sonra dengbêjleri paylaşan, klamların hikayelerini anlatan bir noktadan çalınan eserleri ifşa etme noktasına geldiniz…
Aslında hiç bu noktaya gelme gibi bir niyetim yoktu. Çünkü ben sadece dengbêjleri paylaşmak istiyordum. Ancak mecbur kaldım. Kürtlerden çalınan eserleri biliyordum. Mesela ‘Ankara Marşı’ bir Mezopotamya eseridir. Asuri, Kürt ve Ermenilerin ortak müziğidir. Mesela Rakel Dink de hatta bu ağıdı bir etkinlikte ‘Ezê herim welatê xwe’ (Memleketime döneceğim) diye okumuştu. Çok acıklı bir hikaye. Yine Seid Axayê Cizîrî 1920’lerde ‘Milkê kurdan’ diye bu müziği seslendirmiş. Hatta haklarında idam çıkarılan 152 kişilik listenin içinde sırf Kürt kültürüne katkısı nedeniyle bulunuyor. Tabi Google’de bazen yanlış bilgiler de yer alıyor. Bu stranın Hesen Zirek eseri olduğu şeklinde. Ancak Hesen Zirek 1946-47’de seslendirmiş. Yani Cizîrî’den 27 sene sonra. Bu tür yanlışlar da vardı, biliyordum ama paylaşmıyordum. Yine birçok klam için Google’de tarama yaptığınızda Şivan’ın gibi görünüyor ancak öyle değil.
* Niye çalınan eserleri ifşa etmeye başladınız?
Aslında sanatçı Kıraç, bir ara ‘Kerkük Kürtlerinse bu türkü kimin’ diye bir paylaşım yaptı. Bir gazeteci arkadaş da bana bu paylaşımı gönderdi ve ‘Gördün mü Kıraç ne demiş. Aslında buna bir ders vermek lazım’ dedi. Zamanında Kıraç’ın İzzet Altınmeşe, Celal Sesigüzel gibi Kürtçe şarkıları Türkçeleştirerek okuduğunu biliyordum. Ben de İzzet Altınmeşe’nin söylediği Kıraç’ın da okuduğu ‘Hanımeli’ ezgisini paylaştım. Hem stranın Kürtçesini hem de Kıraç’ın Türkçesini aynı videoda paylaştım ve üstüne de ‘Bu Türkü sizinse bu stran kimin?’ diye sordum. Tabi Kıraç gecikmedi ve ‘Türküler bizim stran kiminse kimin’ diye bir yanıt verdi ve çok tepki topladı bu yanıtı. Ben de ‘Çalıp okuduğunuz türkülere Kürtler stran diyor’ yanıtı verdim. Sonra güzel tepkiler gelince biraz daha araştırma içine girdim.
* Yıllarca bilinen çalıntı eserler vardı, siz araştırdıkça farklı çalınan müzikler de gördünüz mü?
Aslında işin içine girince yüzlerce stranın çalındığını gördük. Örneğin Selahattin Alpay, Muzaffer Sarısözen, Celal Sesigüzel, İzzet Altınmeşe, Burhan Çaçan, İbrahim Tatlıses gibi bilindik sanatçıların müziklerinin yanı sıra bilinmeyen çok müzik olduğunu gördük. Bir kadın arkadaş var Rojhilat ve Başur müziğine çok hakim. Ben de Serhat ve Erivan müziğine hakimim. Birbirimize müzikleri gönderdik ve nereden çağrışım yapıyor diye araştırdık. Tereddüt içine girdiklerimizi sanatçı dostlarımızla paylaştık. Geçişler, melodiler, notalar aynı birebir mi diye sorduk. Ve bunlar bilinsin istedik. Zamanında Kürtçeden çalınıp çalanlara milyonlarca para kazandıran Kürtlerin stranları sayesinde kendilerine bir itibar kazanmışlar. Bilmem İstanbul Türküsü, bilmem ne Türküsü diye Kürdün stranlarını almışlar ve bakıyorsunuz bunlar en popüler müzikleri olmuş. Hasan Zirek’in müziğini ‘İndim havuz başına’, ‘Bir fincan kahve olsa’ şeklinde değiştirmişler. Sonra Mahsum Kırmızıgül’ün seslendirdiği ‘Hepimiz Kardeşiz’i Mehmet Aslan diye Diyarbakırlı bir Kürt almış stranı ve bunu bir şekilde Kırmızıgül’e vermiş.
* Sizi bu çalışmanızda destekleyen Kürt sanatçılar da var mı?
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçıları, Farqîn’in çok desteği var. Hatta MKM daha önce 3 albüm şeklinde ‘Şahiya Stranan’ kasediyle çalınan kimi eserleri paylaşmıştı. Yine Farqîn kendi ellerindeki bilgileri benimle paylaştı. Suat Alican, Mustafa Yeşilyurt’un çok desteği var.
* Geçtiğimiz günlerde Serdar Ortaç’ın da Koma Wetan’dan “Cahiltî” parçasını çaldığını yazmıştınız?
Evet, aslında daha önce de paylaşmıştım. Hikayesini bilmediğim için çok etkili olmamıştı. Ancak daha sonra Kom Müzik ile temasa geçtim ve onlardan da kimi bilgiler aldım. Tekrar paylaşıp flood olarak altına hikayesini yazdım. Ve böylelikle dolaşıma girdi. Serdar Ortaç da hesabını askıya alıp yanıt vermeyince #HırsızSerdarOrtaç tagı açıldı ve gün içinde TT listesine girdi. Yine mesela Osman Öztunç, Zara Giyan müziğini çalmış ‘Türkün Türküsü’ yapmış. Herhalde bu sanatçılar ‘Bu devran böyle gider, biz devam edelim sömürmeye’ diye düşünüyorlar.
* En fazla ses getiren Mustafa Yıldızdoğan’ın “Ölürüm Türkiyem” müziğine ilişkin paylaşımınıza gelirsek…
Aslında bu videoyu bir arkadaş bana gönderdi. Ben de hemen müziği sanatçı arkadaşlarla paylaştım. Onlar baktılar ve bilimsel olarak 90’lardan önceye ait bir kayıt olduğunun anlaşıldığını söylediler. Kom Müzik ile irtibata geçtim. Onlar da ‘Bundan haberimiz var, Rojava’da düğünlerde çıkan bir müzik grubunun seslendirdiği bir parçadır’ dediler. Hemen Rojava’daki sanatçılara sorduk onlar da ‘Koma Dengê Qamişlo grubudur ve yerel bir gruptur. Ancak popüler bir grup değildir. Düğünlere çıkarlardı’ dediler. Hatta stranın, Rojava’da herkesin düğünlerde seslendirdiği bir stran olduğunu, çok daha eski olduğunu söylediler. Biz de paylaştık. Çok gündem oldu. Birkaç soru sordum ve Mustafa Yıldızdoğan’dan bir yanıt bekledim, ama o yanıt vermedi. 24 saat boyunca demek ki müziği araştırdı ve başvurduğu merciler muhtelen ‘Evet bu eski bir müzik ve ses orijinal’ yanıtını verince müziğin üzerine yüklendiği fotoğrafı gündemleştirip ‘2 yıl önce çekilmiş fotoğraftır’ dedi. Temsili bir fotoğraftır zaten bunu inkar eden yok ki. Sen müzikten söz et.
* Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu da açıkladı…
Evet, çünkü çok zorlarına gidiyor. Aslında zorlarına giden her 10 Türk’ten 9'unun bildiği bu şarkının, bir nevi milli marşları gibi kabullendikleri bu türkünün Kürtçe’den alınmış olmasının ortaya çıkmasıdır. Herkes biliyor ‘10. Yıl Marşı’ Fransızların, ‘Memleketim’ Yahudilerin, bilmem ne Ermenilerin… Ancak kabullenemiyorlar. Benim paylaşımım üzerine çıkıp ‘Sen bana iftira atıyorsun seninle görüşebilir miyiz’ diyebilirdi. Ama gündemi soğutmak için bekledi ve ‘Şikayet ettim’ dedi. Şikayet etsin. Benim yazdığımda hakaret, küfür yok. ‘Sayın, @myildizdogann bu konuda Kürt-Türk kamuoyunu bilgilendirecek bir açıklama yapacak mısın? Koma Qamışlo: 1986 Mustafa Yıldızdoğan: 1993’ diye yazdım. Ama yanıtı olmadı.
* Mustafa Yıldızdoğan açıklama yaptı, “Ben hiçbir zaman müzik bana ait demedim” diye…
Demek ki beni doğruluyor. O zaman bu kadar tepki neden. Madem müzik kendisine ait değil, kimin müziği onu açıklasın.
* Ahmet Hakan da Hürriyet gazetesindeki köşesinde “Gelmiş geçmiş en tehlikeli tartışma” diye yazdı…
Evet. Neresi tehlikeli tartışma bunun. Bir türlü kabullenemiyorlar. ‘Kirli oyun’ diyorlar. Ne kirli oyunu kardeşim. Bu ezgi yok mu? Yalan mı? Yalandır diyen biri var mı şimdiye kadar. İşlerine gelmiyor tabi.
* Mustafa Yıldızdoğan’ın dışında ifşa ettiğiniz sanatçılardan size yanıt verenler oldu mu?
Başını kuma gömenler çok oldu. Kıraç ve Mahsun Kırmızıgül ses verdi. Yaranmak için orada burada konuşan ve her şeye, herkese laf yetiştiren Nihat Doğan’dan çıt çıkmadı. Bana yanıt vermedi. Çünkü hırsız olduğunu biliyor.
* Bir de Berdan Mardini var…
Evet, o da Kürdün ezgisini çalıp ‘Başkomutan’a uyarlamış. Onu paylaştım ama yanıtı beni engellemek oldu. Çaldığı eser ortaya çıkınca üşenmeden binlerce insanı engelledi. Onun hakkında tweet atan herkesi engelledi. Kürt stranlarını alanların Kürt kökenli olmaları en büyük acı. Mesela bunlar hiç dengbêj Huseyno’yu örnek almıyorlar mı kendilerine. Huseyno o kadar para teklif ediliyor ama kendisi ‘Bir halkı halk eden kültürüdür, stranlarıdır’ deyip Türkçeye çevirmiyor. Ama bunlar, kendilerine sanatçı diyenler melodileri alıp ‘Bu benim bestem’ diyor, kendi kültürünü kendisi çalıyor ve satıyor.
* Çalıntı olduğunu duyduğunuzda çok şaşırdığınız türkü hangisiydi?
Mahsun Kırmızıgül’ün ‘Hepimiz Kardeşiz’ ve Mustafa Yıldızdoğan’ın ‘Ölürüm Türkiyem’ türküleri beni çok şaşırttı.
* Evet, sizi beğenenler çok ama eleştirenler de var. Örneğin neden paylaşımlarınızı Kürtçe değil de Türkçe yapıyorsunuz diyenler var…
Kürt zaten kendisinden çalınanı biliyor. Kürt zaten ağıtlarında neler çektiğini, ne acılar yaşadığını biliyor. Kürdün çilesini Kürde anlatmama gerek yok. Örneğin Cizre’de günlerce cenazesi buzdolabında kokmasın diye bekletilen Cemile’nin hikayesini anlatan Mem Ararat’ın Lorika Cemila’yı Kürt zaten biliyor. Önemli olan bunu bilmeyen Türk’e anlatmak. Hatta bazen paylaştığım eserlerin çevirisini benden isteyenler oluyor. Bu iyi bir şey.
* Yaptığınız işi takdir eden tanınmış şahsiyetler var mı?
Kürt sanatçılar, siyasetçiler, toplumun her kademesinden insanlar beni arayıp, mesaj gönderip tebrik ediyorlar. Her ideolojiden insanlar var takdir edenler arasında. Hatta biri bir mesaj paylaşmıştı ‘Kürtlerin tek konuda birleştikleri kişidir Serhad Eyalet Lordu’ diye. Bunlar benim hoşuma gidiyor. Mesela Fadilê Cizîrî var yaşayan dengbêjlerimizden. Cizre’de, hasta ve zor şartlarda yaşıyor. Ben bunu gündeme getirdim. Birçok kişi aile ile irtibata geçti. Kendisi de çok mutlu olmuştu. Milletvekilimiz Leyla Birlik onu ziyarete gitti bayram günü ve birlikte fotoğraf çekip bana gönderdiler. Yine bana sürekli selam gönderen dengbêjler var. Dengbêj Zahiro bana videosunu çekip gönderdi. Bu beni mutlu ediyor.
* Bunca talanın nedeni nedir size göre?
Yüzyıllarca yasak ve hala da yasaklı olan bir halkız. Kasetlerin samanlıklarda saklandığı dönemleri biliyoruz. Örneğin köye bir kaset gelirdi ve herkes sırasıyla onu dinlerdi. Mesela bir keresinde abim bana ‘Git o kaseti getir bugün sıra bizdedir’ demişti. Yıllarca dilimiz yasaklandı, sahipsizdik. ‘Kim hesap soracak ki’ dediler. Sahipsiz bir halkın her şeyini çalabilirsiniz. Hatta bu yıllarca desteklendi.
Osmanlı döneminde halklar vardı ve bunların müzikleri vardı. Bunun karşısında bir de Saray müziği vardı daha farklı. Cumhuriyetle birlikte özellikle 1926'da halkın ortak milli duygular etrafında toplanması için yeni bir kültür yaratma arayışı başladı. Sistematik olarak belli ekipler Anadolu’ya, bölgeye gönderip buraların kültürü çalınıp dönüştürüldü. Diyarbakır'daki eserlere ‘Diyarbakır Türküsü Ağzı’ ismini verdiler. Bunları da ne yazık ki kimi Kürtlerin eliyle yaptılar. Buldukları her parçayı aldılar, üstüne saçma sapan sözler yazdılar ve kendilerine mal ettiler. Kimi zaman nakaratlarını bile değiştirmeye tenezzül etmeden halka sundular. Urfa’da Kel Hamza, Adnan Şenses, Seyfettin Sucu, Diyarbakır’da Celal Güzelses, Erzurum’da Nida Tüfekçi, bunları alıp para karşılığında getirdiler söz yazdırlar.
* “Kanıtınız var mı” diye soranlar oluyor…
Evet, kanıtım var ve sizin arşivlerinizdedir. Açın devlet arşivlerini, hepsinin, hatta daha fazlasının kanıtı vardır. Ben hepsini size kanıtlıyayım.
* Herhalde bu eserleri Türkçeleştiren birçok kişi şu an kendisini ateş üstünde hissediyordur. Yine bundan sonra çalmak isteyenler ikinci bir defa düşünecekler. Ne dersiniz?
Tabi artık ikinci bir defa düşünmek zorunda kalacaklar. Hatta Zeki Müren’in birebir Rojhilat Hewraman ile uyuşan müzikleri var. Ancak seneler birbirine çok yakın olduğu için net bir şey diyemiyorum. Devlet bana arşivi açsa bulurum aslında.
* Takipçileriniz hesabınıza ulaşamadıkları için merak ediyor. “Korktu” diyenler var, “Paylaşımları doğru olmadığı için kapattı” diyenler var. Ne için hesabınıza erişilmiyor?
Hesabım çok spam aldı. Küfürler, hakaretler, tehditler yağdırdılar. ‘Kürt var mı ki müziği olsun’ dediler. Irkçı, faşizan söylemler sıraladılar. Hepsine tek tek cevap verecek imkanım da yoktu. O yüzden hesabımı biraz dinlemeye aldım. İddiamızı ortaya attık karşıtını bekliyoruz. Cevap verme yerine hesabımı kapatma peşine düştüler. Ben kimseden kaçmadım ve korkmadım. Hesabı korumaya aldım, yakın zamanda tekrar açacağım. Takipçiler hiç merak etmesin... Beni karalamaya çalışıyorlar, bazen uydurma şeyler yazıyorlar ve yazmaya da devam ederler. İftiralar atabilirler ama her şey ortada. Kürdün çilesini anlatmaya devam edeceğim…
Abdurrahman Gök – dihaber